Özgürlük Yazarları

Özgürlük YazarlarıBir kaç gündür fırsat bulduğum her an film izlemeye çalışıyorum. Zamanımın az olmasından dolayı da iyi filmleri seçmeye çalışıyorum. Bu sabah elimde bulunan 10'a yakın DVD filmden en iyisini bulabilmek için Beyazperde'de araştırma yaptım, sonra gelen okuyucu yorumlarından ve aldığı puanlara bakarak Özgürlük Yazarları'nı izlemeye karar verdim. Her ne kadar herkesin zevki farklı olsa da onlarca insanın katılımı ile bir puan oluşturulduğu için genellikle oradaki sonuçlar ile tatmin oluyor insan. Ben de buna ve başrolde oynayan Hilary Swank'a (ona hayranım) güvenerek filmi izledim. Filmde geçen bir konu dışında rahatsız olduğum birşey olmadı, üstelik izlediğim için de çok memnun kaldım. Hilary abla bir kez daha yüzümüzü kara çıkarmayacak bir şekilde rolünün üstesinden gelmiş. Hem yazıma ilham kaynağı olan bir derneği, Özgürlük Yazarları derneğini de tanıma ve araştırma fırsatı bulmuş oldum...

Erin GruwellFilmin konusu gerçek bir hikayeden oluşturulmuş. Filme konu olan Özgürlük Yazarları'nın temeli,1994 yılında, California-Long Beach'te bulunan Woodrow Wilson lisesinde atılıyor. Adı geçen okulda bu derneğin kurulmasına sebeb olan sorun ise farklı ırklardan öğrencilerin bir arada bulunmak istememeleri ve birbirlerine duydukları nefret... Hilary Swank'in canlandırdığı Erin Gruwell bu okula atandığı zaman bu durumdan habersiz bir şekilde mesleğinde ilk gününü sabırsızlıkla beklemektedir. Ancak daha ilk günde birbirine giren sınıfı görünce yavaş yavaş duruma vakıf olur ve idealist bir öğretmen olması nedeniyle bu sorunun üstüne üstüne gider... -Devamını spoiler olmasın diye anlatmıyorum-

Filmde en çok sevdiğim sahne Erin Gruwell'in sınıfta bir çizgi çekip her iki tarafta bulunan öğrencilere sorduğu sorular ile aslında aralarında hiç bir fark olmadığını gösterdiği sahneydi. Zaten tüm herşey burda koptu. Filmde rahatsız olduğum tek konu ise bolca Yahudi propagandası yapılması idi. Bence filmdeki konuya örnek olması doğru olsa da üzerinde çok fazla durmuşlar. Biraz daha dursalarmış, film tamamen 2. Dünya Savaşı konulu olacakmış :-)

Filmi izledikten sonra Özgürlik Yazarları Derneği'ni araştırdım ve 1997 yılında kurulduğunu öğrendim. Dernek bahsi geçen öğrenciler tarafından şu amaçla kurulmuş:

Öğrencilerin akademik potansiyellerine ulaşmaları ve yüksek öğrenimi arzulamaları için fırsatlar yaratmak,

Alanen ve sistematik bir şekilde, değerleri ve farklılıklara saygı gösteren bir eğitim felsefesini kurmak,

Öğrencilere bulundukları toplulukların önemli bir üyesi olduklarının farkına varabilmeleri için ilham vermek.

Bu derneğin daha doğrusu dernek olmadan önceki oluşumun etkisi o kadar çok olmuş ki dalga dalga tüm Amerika'ya yayılmış. Sloganları da Farklılığın şerefine.
...

Zamanında yine idealist bir öğretmenin konu olduğu Ölü Ozanlar Derneği'ni izlediğimde de benzer bir etkiye kapılmıştım. Bu tip baş göstermeler, farklı yaklaşımlar, herkesin gittiği yönün aksine gitmeler...

Sanırım yaşam oldukça bu tip idealist insanlar olacak ve yaşamın anlamı hiç kaybolmayacak. Çünkü bizi birbirimizden farklı yapan değerlerin farkında olup bunları yaşamı daha güzel kılmak için kullanmamıza ışık tutacak insanlara hep ihtiyacımız olacak.

Eğer bu iki filmi izlemediyseniz ve bu tür konular ilginizi çekiyorsa izlemizi öneririm.


Yazının devamını okuyun...>>

Google Olmasaydı?

Google diyince akan suların durduğu bir dönemdeyiz, öyleki Google eşittir internet gibi birşey oldu. İnternetin bu denli gelişmesinde kuşkusuz en büyük paylardan biri Google'a ait. Peki hiç düşündünüz mü eğer Google olmasaydı bugün World Wide Web (*) nasıl olurdu?

Kendimden söz etmem gerekirse yukarıdaki sorumu çok düşündüm. Ve şimdiki halinden daha iyi olamayacağını düşünüyorum. Bir şirketin varlığı koca WWW'yu bu denli nasıl etkiler? Bugün WWW'da binlerce şirket yine binlerce servisi ile hizmet vermekteyken bir şirketin bu kadar önem arz etmesi sizce de ilginç değil mi? Bana kalırsa 3 W harfinden biri Google'ı temsil ediyor :-)

Google'ın tarihçesini anlatmayı düşünmüyorum, nasıl olsa her yerde var. Zaten ben de ezbere bilmediğime göre bir yerden alıp kopyalamanın mantığı yok. Siz şimdiye kadar okumadıysanız buraya bakarak bir başlangıç yapabilirsiniz. Benim üzerinde durmak istediğim konu ise bizi Google'a bağlayan sebebler. Bu sebebleri aşağıda sıralamaya çalışacağım, çalışacağım diyorum çünkü bu iş gerçekten çok zor.

  • Herşeyden önce WWW üzerindeki en iyi arama motoru olması. Öyleki diğer tüm servisler Google arama motorundan feyz almakta :-) Hani WWW'nun 3 W harfinden biri Google'ı temsil ediyor demiştim ya, işte bu ünvanı almasında en önemli role sahip servisi hiç kuşkusuz arama motorudur.
  • Bir kaç yıl önce hizmete soktuğu GMail e-posta servisi ise tartışmasız en iyi e-posta servisi. Bugün Hotmail, Yahoo ve Mynet'in (Türk internet kullanıcısının en çok kullandığı 4 servis) e-posta servisleri GMail ile köklü değişimler içine girdiler. Öncelikle GMail'in durmadan artan e-posta depolama sığasına bir çözüm bulmak gerekliydi. Başta 1 GB gibi komik rakamlarla işi kurtarmaya çalışsalarda artık herkesin bir GMail hesabı olmuştu. Şimdi Hotmail'in 5 GB, Mynet'in sözüm ona sınırsız olmasını sizce kime borçluyuz. GMail olmasaydı hala 2MB ile sürünecektik sanırım :-)
  • Google Analytics, en çok kullanılan site istatistik servislerinden biri. Köklü siteler kendi hazırladıkları servisleri kullansalar bile bugün WWW üzerinde kişisel sitelerin sayısı bir hayli fazla. Bunlar için hem bedava hem de paralı olan servisler kadar iyi tek çözüm Google Analytics sanırım. Üstelik profesyonel siteler de Google Analytics'in ücretli gelişmiş sürümünü kullanmakta.
  • WWW üzerinde çalışma dosyası oluşturup, bunu diğer kişilerle paylaşma devri sanırım Google Döküman ile başladı. Eğer bu konuyu yanlış biliyorsam lütfen düzeltin. Kimin aklına gelirdiki bilgisayarında Microsoft'un ofis programlarına gerek kalmadan döküman oluşturup bunu gerçek zamanlı olarak diğer kullancıların ile paylaşabileceğimiz.
  • Google, AdSense ile internet reklamcılığına köklü bir değişim getirdiğini hepimiz biliyoruz. Bu değişimlerin tabiki olumsuz yanları da oldu. Başta spam sitelerin sayısının artmasında önemli bir role sahip olduğunu vurgulamak gerek. Diğer bir zararı ise sanırım tekel oluşturmak. Tekel oluşturmak aslında bir servisin iyi olması ile de doğru orantılıdır. Yani insanlar o servis iyi olmasaydı bu kadar çok rağbet gösterip onu tekel haline sokmazdı diye düşünüyorum. (Bu konuyu lütfen Microsoft'un tekel olması ile bağdaştırmayın, çünkü ikisi çok ama çok farklı.)

    Faydalı taraflarından söz etmek gerekirse, bir kere kısıtlı bir bütçeye sahip girişimciler için bir gelir kaynağı olarak işin sürekliliğini sağladı. Düşünsenize reklam verenle hiç bir bürokratik işlem yapmadan, sitenizde onlarca çeşit reklam yayınlayabiliyorsunuz. AdSense üzerinde uzun uzadıya konuşulabilir ama konumuz dağılmadan biz bir sonraki şıkka geçelim.
  • Blogların gelişmesinde ve yayılmasında yine ne büyük paya sahip servislerden biri Google'ın Blogger servisi olsa gerek. Google kendine o kadar çok güveniyor ki kullanıcılarının kendi alan adlarını (yani alt bir alan adını zorunlu tutmuyor) kullanabilmesini bile izin veriyor. Yine istemeden de olsa spam blogların sayısını artmasına sebeb olsa da bu sorunun asıl kaynağı biz kullanıcılarız.
  • Bugün Web 2.0 dediğimiz olgunun gelişmesinde yine en büyük paya sahip şirketlerden biri olması şaşırtıcı olmasa gerek. Düşünün internet üzerinde bir işletim sahibi olabilme fikrini Google'dan başkası söylememişti. Söylemiş ise de bunu hayata geçirme girişiminde bulunan ilk şirket. Bu konuyu şu anda hizmet veren simülatörlerle karıştırmayın lütfen.
  • Açık kaynağın (Open Source) gelişmesi için verdiği çabayı söylememe bile gerek yok. Belki bu kozu biraz da Microsoft gibi herşeyi para ile yapan şirkete zarar vermek için de kullanıyor olabilir ama böyle bile olsa gelişmesine katkıda bulunuyor.
  • Onlarca servise para vermeden kullanmanın nasıl olduğunu da Google sayesinde öğrenmiş olduk :-)
Başta dediğim gibi bu konuyu irdelemek zorlu bir iş. Ben belki de sadece bir giriş yapabildim. Ama bu uzun (aslında konu itibari ile kısa) yazıyı sonuna kadar okuyan insanların düşünceleri ile biraz daha bu konuyu eşebiliriz diye düşünüyorum. Zaten bu konuyu burada sizlerle paylaşmamın sebebi de bu değil mi?

Dipnot: Yazımda Google'ın hiç bir servisine link vermemem de düşündürücü değil mi? Nasıl olsa çoğunuzun başlangıç sayfası Google :-) Tüm bu servislere tek bir merkezden ulaşabilmek çok güzel.

(*): Bu terimi bilerek İngilizce yazdım, çünkü internet ve web kelimeleri -ki ikisi de ingilizce World Wide Web'in tam anlamını veremiyor.


Yazının devamını okuyun...>>

LOST'un 3 Sezonunu 8 Dakika 15 Saniyeye Sığdırın

LOST 4. sezonun ilk bölümü 4 Şubat tarihinde yayınlanacak. Verilen uzun aradan sonra bizi iki, evet iki saatlik bir bölüm bekliyor. Ama gelin görün ki verilen uzun aralar yüzünden geçmişte neler olduğunu hatırlamakta zaman zaman zorluk çekiyoruz. İşte bu zorluğu gören yapımcı firma yaklaşık 8 dakika 15 saniyelik bir video ile son 3 sezonda neler olduğunu anlatmış. Videonun süreside çok anlamlı olmuş; düşen uçakta 815 numaralı uçaktı ;-) Video gerçekten profesyonelce hazırlanmış ve bizi geçmiş bölümleri karıştırma derdinden de kurtarmış.

YouTube'un yasaklı olduğu şu günlerde MSN Video imdadımıza yetişiyor.

3 sezonu 8 dakikaya 15 saniyeye sığdırmak istiyorsan, durma izle.


Yazının devamını okuyun...>>

Ömür Törpüsü Sınavlar

Öğretim hayatımız boyunca kim bilir kaç defa sınav olmuşuzdur. Daha da bizi bekleyen onlarca sınav var. Bugün de o sınav günlerinden biriydi. Sabah güne çok güzel başlamama rağmen neyazık ki günüm öyle bitmedi. Bir dönem boyu proje çilesini çektiğimiz dersin finali benim için vız gelir tırıs gider diye düşünüyordum. Ne de olsa bir dönem boyunca koca projeyi en inceayrıntısına kadar yapmışız. Yani bu işten gerçekten anlıyorum. Ama gel gör ki Hoca Efendi bizle oyun oynamaya karar vermiş! 3 senedir üniversitedeyim, ortalama 80 sınav olmuşumdur, ama ben bir hocaya bu kadar çok küfür ettiğimi hatırlamıyorum...

Saat akşamın 5'i (I. öğretim olmamıza rağmen nedendir bilinmez hep geç saatlerde oluyor sınavlar) olmuş biz elimizde kalemler, bir yanda hesap makinesi bir yanında da silgi, duvarda da bazı formül kopyaları, kağıtların dağıtılmasını bekliyoruz. Kağıtlar dağıtıldı, ben bir göz gezdireyim dedim ama o da ne! Bir dönem boyunca milimetrik kağıtlara çizdiğimiz şeyleri bizden bir sınav vaktinde istemiş. Yani üstelik elimizde ne milimetrik kağıt var ne cetvel var! Elimizde bunlar olsa rahat iki saatimizi alır çizmek, düşünün.! Ama beyefendi soruları böyle sormakla kalmamış, sorulardan bihaber olarak karşımıza çıkmış.

Öğrenci:Yav Hoca Efendi biz bunu nasıl bu kağıda sığdırcaz?

Hoca Efendi: Beni diğer müsfetteye yaptığınız hesaplar ilgilendirmez, bu daracık yere (tabi bunu kendi itiraf etmiyor) ne yapıp edip sığdırın, beni de başka kağıtlarla uğraştırmayın.

Ben: Hocam bu soruda hızı vermemişsiniz?

Hoca Efendi: Ya sürekli 90 almıyor muyuz, onu da 90 alın.

Ba ba ba... kuyruklu yalan. Yav senin çözdüğün örnekte 90 km/sa diye biz bunu da öyle alacağımızı nerden bilelim! Ünlem, ünlem, ünlem. Yani her cümlenin sonu ünlem!

Neyse sınavdan çıktık herkesin suratı beş karış. Herkes bu 70 dakika içinde olup bitenleri unutmak ister gibi kaçıyor birbirinden. Sınav muhabbeti olunca birbirini susturuyor. Yeter ki lafı edilmesin.

Tam o sırada aklıma bir soru geldi. Yapılan bu sınavların makul olmasını denetlemek için neden kurul veya benzeri bir denetim mekanizması yoktur? Yani bir hoca dilediği zorlukta sınav yapmakta, bırakın zorluğu imkansızı istemekte özgür müdür? Benim bildiğim kadarıyla sınav kağıtları 5 yıl kadar arşivlerde saklanır, olası bir müfettiş denetiminde de gösterilir. Ama rutin bir denetleme, daha doğrusu gerçek zamanlı bir denetleme yoktur.

Belki aranızda babası öğretmen olan yada bu yazıyı bizzat öğretmenlik yapan biri okuyor olabilir. Ama bu konuyu lütfen kişisel olarak almayın. Her meslek grubunda işini doğru dürüst yapmayan insanlar mutlaka olacaktır. Ama bu kişilere yapılan ithamlar, işini doğru dürüst yapan kişileri asla ve asla bağlamamalıdır.

Son olarak bu yazıyı okuyan ve ÖSS'ye hazırlanan arkadaşlar için bir kaç kelamım olacak.

  • Öncelikle üniversiteye kapak atayım, yatacağım anasını bir sene diye hiç düşünmeyin. Çünkü bir amaç uğruna bu yola baş koymuşsanız sizi bol stresli ve yorucu seneler bekliyor olacak.
  • Üniversitede bin bir çeşit insan göreceksiniz. Ne de olsa ülkenin dört bir yanından insanlar geliyor. 4 yıl boyunca çok iyi insanlarla karşılaşabileceğiniz gibi hayatta yüzünü bir kez daha görmek istemeyeceğiniz insanlarla da karşılaşacaksınız. Üstelik bu kişi eğer hocanız ise yalan yere ona katlanmak zorunda kalacaksınız. Çünkü asla ve asla sizden yana bir yasa, kanun, kural, adına nederseniz diyin, yok.
  • Bu kadar kötümserliği bir kenara bırakırsak, çok değerli hocalarla da karşılaşacaksınız. Bu hocalar her üniversitede böyle inci misali bir kaç köşeye saçılmış şekilde sizi bekliyor olacaklar.
  • Bir de bu konularla alakası olmadığı halde es geçemeyeceğim bir konu da fotokopidir. Tabiri caizse fotokopinin dibine vuracaksınız. Paranızın çoğunu fotokopiye vereceksiniz. Bunun derste not tutmamakla bir yere kadar alakası var. Kendimden örnek vermek gerekirse, çok iyi not tutarım. Ama doğru dürüst ders kitapları için kaynak olmadığından ve sürekli hocanızın fotokopiye bir not bırakmasından dolayı fotokopiden tiksinmeye başlayacaksınız. Düşünün artık bir de düzenli not tutmazsanız vay halinize.
Bu kadar kafa ütüledikten sonra sanırım susma vaktim geldi. Her zaman iyi insanlarlakarşılaşmak için dua edin.


Yazının devamını okuyun...>>

Okunuyoruz (mu?)

Bu aralar finallerim başladığı için pek yazı yazamayacağı söylemiştim ama hazır vakit bulabilmişken sizlerle bir konu hakkında münazara(bu kelimeyi özellikle kullandım, çünkü tartışma kelimesini kullanınca insanlar ister istemez şiddete başvurabiliyor) yapmak istedim. Yakın bir zaman önce Okunuyoruz.biz servisi hizmete girdi. Asıl münazara konumuz bu servis olmasa da konu itibari ile iç içeler.

WordPress altyapılı bloglarda çokça gördüğümüz bir eklenti olan yazı okunma (!) sayacının neye hizmet ettiği konusunda hep düşünmüşümdür. Yani aklı olan biri o sayacın gerçekten okunmayı gösteremeyeceğini bilir. Yağtığı tek şey yazının kalıcı bağlantısına kaç defa tıklandığını saymaktır. Bazı blog yazarı arkadaşlarımız sayacın adını anlamını gerçekten verecek bir şekilde görüntülenme sayısı olarak belirtiyorlar; bunlara asla ve asla lafım olmaz. Bu sayaç meselesi eften püften bir konu gibi görünse de blog yazarlarının pek önem verdiği aşikar.

İyi de şimdiye kadar sustun, şimdi patlamanın sebebi ne?

Aslında buna patlama demek yanlış olur (kendi sorumu beğenmiyorum :-D ) Dedim ya münazara ediyoruz.

Blog servislerinin performansını ölçmek için bir çok servis bulunmakta. Yazımın başında da belirttiğim gibi bu servisler arasına en son katılan neferimiz Okunuyoruz.biz. Okunuyoruz.biz'in şu anlık performans ölçme kriteri okunma sayısı (!) İşte sorun burada başlıyor, yani daha ilk başta. Ne yazık ki bir yazının okunup okunmadığını anlayabilecek bir servis yok. Belki sayfada bulunma süresine göre bazı değerlendirme yapılabilir ama bunun da gerçekçi bir sonuç vermeyeceği aşikar.

Eğer ne demek istediğimi görmek istiyorsanız lütfen Okunuyoruz.biz anasayfasındaki en çok okunan (!) başlıklara bakın. Aralarında gerçekten okunduğunu düşündüğüm ya da okunmaya değer yazılar mutlaka var. Ama geneli itibari ile her zaman en üst sırayı alacak yazılar Google aramalarından gelen ziyaretçi sayısını göstermekten öteye gidemeyecek! Bu bir açıdan blog yazarının başarısı olmakla birlikte Google aramalarından gelen ziyaretçinin davranışını düşündüğümüzde pekte anlamlı değil.

Peki ne yapmalı?

Başta belirteyim amacım asla ve asla Okunuyoruz.biz servisini karalamak değil. Servisin hayata geçmesinin altında yatan düşünce çok açık; yazıların okunma sayısını ölçmek ve bunları bir site altında toplayıp sunmak. Buraya kadar herşey çok güzel olmasına rağmen anlattığım sebepten dolayı projenin hayata geçmesi şimdilik çok zor. Yani bu servis bize o yazının kalıcı bağlantısına kaç defa tıklandığını göstermekten öteye gidemiyor.

Buraya kadar anlattıklarıma katılmayabilir, ben yazılarımı okusun okumasın gören herkesi okumuş kabul ediyorum diyebilirsiniz. Buna kimsenin bir şey demesi söz konusu bile değil. Ancak o yada bu şekilde bu konunun benim açımdan değerlendirmesi de budur.

Münezaralarda çoğunlukla bir ortayol bulunmadığı da bir gerçektir :-)


Yazının devamını okuyun...>>

2007 Yılının Bana Kazandırdıkları

Yeni bir yıla girildiğinde yerli olsun yabancı olsun bir çok blog yazarının yaptığı bir şey vardır; geçen bir yılı değerlendirmek. Bazı blog yazarları bu değerlendirmeyi bloglarındaki yazıları hatırlatarak, bazı blog yazarları ise genel bir değerlendirme yaparak okuyucularına geçen bir yılı anlatırlar. Bu meksika dalgasına benim de katılmamam için hiç bir sebep yokken yazmamak ayıp olur düşüncesiyle sizlere bu yılın çetelesini sunacağım.

ADSL ile Değişen Hayatlar

Başlık sanki bir haber kuşağından alıntı gibi durdu ama durum gerçekten de böyle. 2007 yılının Mart ayı ile hayatıma yeni bir soluk geldiğini belirtmek istiyorum. Bu tarihte evimize ADSL gelmesi ile internet kullanım alışkanlığım tepe taklak oldu. Bu tarihten önce interneti genellikle zaruri olarak kullanırdım. Ara ara da sıkıldığım zaman kullanırdım. 56K bağlantının sesi hala kulaklarımdadır (: Evimize ADSL bağlantısının gelmesiyle birlikte internette geçirdiğim zaman misli misli arttı. İlk zamanlar internette ilgilendiğim konular evimize ADSL gelmeden önceki gibiydi. Yine PCnet forumlarında bolca vakit geçiriyor, daha sonra PC oyun sitelerini, donanım sitelerini ve haber sitelerini takip etmekle zamanımı harcıyordum. Bir gün yine aynı rotayı izlerken ansızın geçmişte Blogger'da açtığım hesap aklıma geldi. Aslında blog hakkında kulaktan duyma bilgilere sahiptim. Mevcudiyetini bilmemle birlikte kendisi ile doğru dürüst tanışmamıştık. "O" gün hayatımda yep yeni bir rotayı çizmeye başladığımı çok sonra anlayacaktım...

Yeni İnsanlarla Tanışmak

Blog yazmaya başladığınız zaman kendinizi ilk başta bir karmaşa içinde hissetme olasılığınız var. Başlarda kendinizi farklı farklı mecralarda bulabiliyorsunuz. Ancak gerçekten bu işi ciddi bir şekilde yürütmek arzusundaysanız kaliteli blogları bulmak fazla vakit almayacaktır. Şayet ben de ilk başlarda tam olarak ne yaptığımın farkında değilken, sahip olduğum ilgi ve merak, beni o günkü konumumdan çok daha iyi bir yere getirdi. Bu 9 aylık zaman dilimi içersinde bir çok insan ile tanıştım, bazıları ile sadece fikir alışverişi içinde bulunurken bazıları ile arkadaş oldum. Hatta MSN'imde "Web Alemi" diye bir kategori yapmak zorunda kaldım (: İyi blog yazarları ile tanışıp bilgi alışverişi içinde bulunabilmiş olmak benim gurur kaynaklarımdan biri.

MaFiAMaX Blog!

Bir önceki başlıkta hazır gurur kaynaklarımdan söz açılmışken diğer bir gurur kaynağım olan MaFiAMaX Blog!'tan bahsetmek istiyorum. MSN listeme "Web Alemi" kategorisini eklememi sağlamakla kalmayıp, bilgi dağarcığımın genişlemesine büyük katkılar sağladı. İnsanın kendisini geniş kitlelere duyurabilmesi, bildiklerini paylaşabilmesi, hiç durmadan yeni şeyler öğrenebilmesi, ufkunu genişletebilmesi...

Blog yazmaya başladığımdan beri yazı yazmaya olan kabiliyetimi farkettim. Yazılarıma şöyle bir uzaktan bakınca ciddiyeti bozmadan insanlarla samimi bir diyalog kurabilecek yazılar yazabildiğimi gördüm. Arşivime kronolojik bir sırayla baktığımda yazılarımdaki gelişmeyi görebilmek beni mutlu ediyor; mutlu olabilmek için türlü türlü sebepler var (:

MaFiAMaX Blog!'u bugünkü durumuna getirebilmek için çok çalıştığımı itiraf edeyim. Blog hakkında doğru dürüst bir şey bilmezken şimdi onunla tango yapabilmek çok güzel. Gün ve gün gelişmemizi takip etmek isterseniz "Yazı Arşivi"mize bakabilirsiniz. -miz diyorum çünkü bir bir ikiliyiz (: Belki bazı ziyaretçilerimiz üşenebilir düşüncesiyle zamanında "Kategoriler" menüsü oluşturmuştum. Böylece istediğiniz kategorideki yazıya saniyeler içinde ulaşabilirsiniz. Eğer ben bundan sonrasını merak ediyorum diyorsanız, her an güncel yazılardan haberdar olabilmek için RSS adresimi kaydedebilir ya da "Abonelik Postası" na (sağ alt tarafta) kayıt olarak güncel yazılardan e-posta ile haberdar olabilirsiniz ;-)

MaFiAMaX Blog! ile ilgili aklımda çizgileri tam belli olmamış bazı projeler var. Bunları bu yılın başlarında hayata geçirmek istiyorum. Dilerim bu yıl benim ve sevdiğim (onlar kendilerini biliyorlar) blog yazarları için başarılı bir yıl olur.

Bitirirken...

2007 yılında kazandığım bilgi ve tecrübeyi bu yıla taşıyabilip sizlere daha nice nice yazılar yazabilmek dileğiyle...

Mutlu, başarılı ve sağlıklı bir yıl dilerim.


Yazının devamını okuyun...>>

Son Yorumlar