Ana içeriğe atla

Dünya Gerçekten de Çok Küçük

Türk dizi sektörünün 2000'li yılların başından itibaren kazandığı büyük ivme sayesinde önemli oyuncuları, senaristleri, yönetmenleri ve müzisyenleri keşfetme/tanıma şansımız oldu. 1998 yılında yayına giren Deli Yürek, peşinden devam eden Yılan Hikayesi, sonrasında gelen Asmalı Konak bu yıllardaki en çok sözü edilen diziler haline geldi. 2005 yılından itibaren sektördeki dizi sayısı o kadar çok fazlaydı ki büyük kanalların hepsi haber sonrası iki diziyi peş peşe yayınlamalarına rağmen tüm hafta Türk dizilerine ayrılıyordu. Neyse ki son yıllarda sektördeki emek arayışları ve çalışma şartlarının ağırlaşmasından duyulan şikayetler ve sonrasında ABD'deki dizi senaristlerinin eylemi sonucu bu emek israfı bir nebze azalmış oldu. Artık bir günde tek dizi ile yetinen kanallar aradaki boşluğu bol bol özet vererek dolduruyorlar.


2009 yılında yayına giren EZEL dizisiyle birlikte o güne kadar görmediğimiz bir çok şeyi bu dizide görmüş olduk. Bir kere kurgusu bugüne kadar yapılmış en iyi dizilerden biri olmasına yetiyordu. Türk izleyicisinin alışık olmadığı türdeki zamanda geri dönüşler, çapraz kurgu, ters köşeye yatırmalar (yabancı dizi izleyicileri bunlara en çok LOST'tan aşinadır) sayesinde izleyiciyi kendine bağlamaya yetmişti. Başrol oyuncusunun Kenan İmirzalıoğlu olması zaten 1-0 önde başlamasını da sağlamıştı. Daha sonrasında diğer başrol oyuncularının, senaristlerinin ve yönetmenin başarısı sonucu Türk dizi sektörüne adını altın harflerle yazdırmış oldu. Fakat... Fakat, dizi senaryosunun Monte Cristo Kontu ile büyük benzerlikler taşıması yerlere göklere sığdıramadığımız senaristler Pınar Bulut ve Kerem Deren'e olan bakışımı biraz törpüledi. Sonrasında ise ilk gördüğümde "işte budur, mükemmel bir jenerik yapmışlar" diye ev halkına seslenmeme sebep olan jeneriğin 2007 yılında yayınlanan Vacancy filmi ile birebir aynı olduğunu öğrenmem bu işi yapanlara olan saygımı azalttı. Dünya'daki iletişimin bu denli hızlandığı bir dönemde bunu farketme ihtimalimizi düşünemeyen kişileri çok merak ediyorum doğrusu.

Allah'tan isimleri değiştirmişler dedirten videoyu paylaşıyorum:
EZEL her ne olursa olsun dizi sektöründeki kalite çıtasını bayağı bir yükselti. Peşinden gelen SON ve SUSKUNLAR dizilerinin EZEL ile karşılaştırılmalarını da çok doğal buluyorum. Ayrıca bu iki dizide de EZEL kadrosunda olan yönetmen ve senaristin bulunması bu karşılaştırmaları kaçınılmaz kıldı. SON dizisi çapraz kurgu ve ileri-geri dönüşleri abarttığı için pek başarılı olamadı ama SUSKUNLAR dizisi daha iki bölümde bayağı söz ettirdi kendinden. Ben bu dizileri karşılaştırmaktan daha çok EZEL'de yapılan hataların bu dizilerde de tekrar edilmesine şaşırdım doğrusu.

SON dizisinin jeneriği de en az EZEL kadar başarılı yapılmış. Tabi yine iletişim çağını küçümseyen kişiler bu jeneriğin resmen Rubicon dizisinden araklandığının keşfedilmesini hesap edemediler. Belki de zaten 25 bölümlük dizi diye zamanın yetmeyeceğini düşündüler :))

İşte size başka bir jenerik faciası, izleyin.
Daha 3. bölümü bile yayınlanmamış SUSKUNLAR dizisinin ise senaryosunun 1996 yılında yayınlanan Sleepers filmi ile aynı olduğunu keşfetmemiz yayınlandığı ilk gece sonunda oldu. Öyle ki twitter üzerinden dalga dalga yayılan haber sayesinde belki de bu kadar ses getirdi bu dizi. Bahsi geçen Hollywood filmi de hikayeyi bir kitaptan almış fakat bunu açıkça dile getirmiş. Bizimkiler ise özgün hikayeleriymiş gibi bundan hiç bir yerde söz etmiyor. İşte iki filmin ayrı ayrı fragmanı, 4 erkek ve bir kızın aynı olmasının yanında, çocukların hapse düşmesine sebep olan kaza bile aynı...

Bitirirken...

İletişimin bu denli yagınlaştığı bir dönemde bu tür çalıntı/alıntı/esinlenme türü şeylerin ortaya çıkması an meselesi. Dünya'nın en yaygın ve etkili iletişim aracı olan televizyon bile internete boyun eğmiş durumda. Öyle ki yayınlanan her programın mutlaka bir twitter ve Facebook hesabı olduğunu düşünürseniz bu durumu daha net görebilirsiniz. Artık, bir çok dizi televizyondan hemen sonra internette de resmi olarak yayınlanıyor. Bu gücü dizi yapımcılarının, senaristlerinin veya yönetmenlerinin farketmediğine inanmıyorum ama bu hatalara da neden düştüklerini anlamıyorum.

Elbette bir dizi hikayesini bir kitaptan alabilir ama bunu künyesinde belitrmedikten sonra yaptığımız bu eleştirileri de gögüslemek zorunda. Bir dizinin jeneriğine hayran kalan yönetmen aynısını kullanmak yerine benzer yaratıcılıkla farklı bir şey ortaya koymalı.

Örneklendirdiğim bu dizilerden EZEL zaten rüştünü ispatlamış durumda, SON ise bekleneni vermemiş olsa bile teknik olarak oldukça üst kalitede bir yapım. SUSKUNLAR ise yeni başlamış olmasına rağmen hem teknik (çekim, ışıklar, renk) açıdan hem de senaryosu (başka bir filmle aynı olsa bile) ile fark yaratacağa benziyor. Ama ortada yanlış giden bir şeylerin olduğu da aşikar...

Keşke bu işle uğraşanlar Dünya'nın bu kadar küçüldüğünü gözardı etmeseler... Unutmadan, ABD'den sonra en çok televizyon izleyen bir ülkeyi de fazlaca hafife alıyorlar.

Yorumlar

  1. Zaten suskunların yakında şeklinde sunulan fragmanında o bordo ceketlinin bıyığını gördüğüm an Brad Pitt'in kardeş gibiydiler filmi canlanı verdi gözlerimin önünde.

    YanıtlaSil
  2. Valla döktürmüşsün yine hocam. Türk dizilerini artık izlemediğim için bahsettiğiniz diziler hakkında pek bir fikrim yok. Ezel e bakmıştım bir ara ama artık bende bir ön yargı oluştuğu için izleyemiyorum. Bir ara "Kuzey Güney" dizisine bakacaktım. Çünkü böyle illegal boks yapan bir adamın hikayesini izleyeceğiz sanıyordum. Yine aşk gözü kör olasıcalar yine aşk. Artık burama kadar geldi. Bu kadar mı kıt olunur ya bir hikaye yaratılırken. Hakikaten Yetenksiz miyiz bu kadar anlamıyorum ülke olarak. Yoksa düşündüğüm gibi yetenekli insanlar var da yetenekten anlayan yetenek avcıları mı yok memlekette. Artık bir dizi de daha tecavüz, töre, aldatma, aşk üzerine tüm kurguyu kurduklarını görürsem kafayı felan yiyeceğim. Mesela Kurtlar Vadisi ni hiç sevmememe rağmen bu diğer tüm dizilere tercih ederim. Konusu farklı, ne bileyim.. mesela bir bölümün ortasından daldım dedim bunda ne var bu kadar abartılacak.. bir ofis gibi bir yer var.. helikopterle kötü adamlar içerde siper almış adama dışardan ateş eiyorlar.. camlar iniyor felan.. kamera açısını beğenmedim.. ışığı beğenmedim (şimdi ben kim oluyorum değil mi.. benim de zevklerim var canım.. ışık mışık.. cast.. tarif edebilirim yani :D ) ama o sahne o gidişat bir başka.. demek ki izlettiriyor bir şekilde insanlara kendini. Komedi filmi komedi filmi.. öğğykk.. yeter artık. Mal gibi esprilerle milleti televizyona bağlamaya çalışıyorlar. Gereksiz yerlere kahkaha ses efektleri felan.. adam üstünü örtüyor.. kahkaha efekti.. mal bunlar. Alayı mal.. hele "Arka Sokaklar" diye bir dizi var.. ya bakın yemin ediyorum.. o kadroyu o bütçeyi bana verin.. size kralını çekerim.. bu kadar söylüyorum. Kimi dizide oyunculuklar çok iyi.. konu yok ama oyunculuklar götürüyor diziyi. Bunu herkes biliyor. Fakat senarist ne halt yiyor anasını satayım.. "öhüm.. bu diziyi ben yazıyorum" diye karşıma bir çıksa açarım ağzımı yumarım gözümü.. ukalanın dümbeleği seni. Şimdi çıkıp da birine yap bir "Breaking Bad" gibi bir dizi de diyemem.. ama uğraşmadıkları.. böyle kahve molalarında saçma sapan karaladıkları çok belli. İyi senaryolar da vardır.. onlara bir şey demiyorum.. ama yanlışım yok eksiğim vardır. "Biz çok uğraşıyoruz bu senaryolara hede hödö" dese birisi gerçekten çok pis bozucam onu söyleyeyim.. Bir sahne oluyor.. bakın.. (acayip dolmuşum hocam mazur gör lütfen :) ) replikler akıyor gidiyor.. böyle yakın çekim oyuncuya.. yaklaşık 7 dakika replik.. kurgu yok.. hastanede duvarın önünde çekmişler allahın akıllıları... bu işte.. sanat bu. Aksiyon sahnesi çekmek isterler.. afedersin şey gibi. Madem bir dövüş sahnesi yapacaksın hikaye gereği gerçekten.. bir danışmanın olsun.. adam bir dizi çekiyor.. 3 kimyager danışmanı.. 2 narkotik emekli polis.. 1 gazeteci işin uzmanı bir gerçekten bu işlerden elini ayağını çekmiş bir suçlu.. ciddi söylüyorum.. adamın bir danışmanı bilmem nesi var.. diyor ki yönetmen aha bak bu senaryoda bu var.. doğru mu.. hayır yanlış hocam.. çağırın senaristi. Nedir durum.. tamam düzeltiyoruz. Böyle aptalca işler olmaz ya.. bir de 1 saat dizi olmak zorunda değil madem çok vakit alıyor.. 40 dakika oslun temiz güzel olsun. Çok mu zor. Hocam duramıyorum... hızımı alamadım.. daha çok önermem var fakat artık duruyorum. Saygı ve sevgiyle hocam.. eline sağlık yazı ve bilgiler için.

    YanıtlaSil
  3. @jupiter,
    Ne doluymuşsu sen :)) Valla yorumunla yazıya ayrı bir değer katmışsın teşekkürler. Yabancı dizilerle bizimkilerini kıyaslamaya kalkarsan iyice soğursun bizimkilerden. Ama 1,5 saatlik dizi süresini emin ol yapımcılar da istemiyor hatta bu yüzden protestolar bile düzenlediler. Ama işveren kanallar 40 dakika diziye yanaşmıyor malesef.

    YanıtlaSil

Yorum Gönder

Küfür ve hakaret içeren yorumları sevmiyor, Türkçe'nin doğru kullanıldığı yorumları ise çok seviyoruz.

HTML: <b>, <i>, <a> gibi temel HTML etiketlerini kullanabilirsiniz.
Uyarı: URL adresi belirtirken lütfen başına http:// protokolünü koymayı unutmayın!

Bu blogdaki popüler yayınlar

Sabit Diskinizde 60 GB Yer Açmak İster misiniz?

Windows XP ile hayatımıza giren Sistem Geri Yükleme aracı bazı durumlarda hayat kurtarıcı olsa da kişisel deneyimlerimden yola çıkarak, fazla güvenmememiz gerektiğini öğrendiğim bu araç sabit diskinizin boyutuna bağlı olarak gerektiğinden fazla iştahlı olabiliyor.

Windows XP ve Windows 7 işletim sistemi kullanıyorsanız Sistem Geri Yükleme aracının sabit diskinizde kullanacağı boyutu belirleyebiliyorsunuz. İş Windows Vista'ya geldiğinde kullanıcı arayüzü ile bu işi halletmeye imkan yok. Komut satırı ile değişiklik yapak gerekiyor.

Sabit diskiniz zamanla biriken sistem geri yükleme noktaları sebebiyle her geçen gün kan kaybeder. İşte bu noktada, sabit disk boyutunuza bağlı olarak eski geri yükleme noktalarını silip 60 GB'tan fazla yer açmanız mümkün. Sistem Geri Yükleme aracı sabit diskinizin %15'i kadar yeri kendine tahsis edebiliyor. Günümüzde kullanılan sabit disk boyutlarını düşündüğümüzde de 500 GB'lık bir sabit diskte 75 GB yeri -bazen- gereksiz yere heba etmiş oluyo…

Blogger Şablonunu Düzenleme (Güncellendi)

Yeni, yine, yeniden...

Sanırım bu sloganın ne anlama geldiğini biliyorsunuzdur. Bilmeyenler için tekrarlarsam, bu sloganı Blogger İpuçları kategorisi altında yazdığım yazılarda başlangıç cümlemdir :-) Yaklaşık bir haftadır bir çok kişi bana "Yorum Gönder" butonunu nasıl değiştirdiğimi sorup durdu. Aslında cevabı çok basit; <img src=.../> etiketini kullanarak :-) İşlem bu kadar basit olmasına rağmen bir çok kişi bu ve bunun gibi basit işlemleri yapamıyor. Daha doğrusu sorun Blogger şablonunun XML olmasından kaynaklanıyor. Blogger şablonumuza baktığımızda herşeyin sunucularda barındırılan bir değişkene atandığını görüyoruz. Yani kimse şablununun kodları arasında "Yorum Gönder" ibaresini göremez! Onun yerine, <data:...> etiketi ile atanan değişkeni görür. Ancak değişken diyince akla garip garip ifadeler gelmesin, Google bu işi yaparken değişkenlere verdiği adlarda İngilizce anlamlarını verecek şekilde isimlendirme yapmış. Burda bahsi geçen "Yorum Gönde…