Avea'nın Sizi Kaçırmasını İster miydiniz?

AveaBu sabah Avea'dan çok ilginç bir mesaj geldi. Mesajın gönderen kısmında "AcilCikis" yazıyordu. Mesajın tam metni aynen bu:

Bulunduğun ortamdan kurtulmak istediğinde 9898 AcilCikis servisini arayın, sizi geri arayıp kurtaralım. Üstelik Ekim sonuna kadar ücretsiz! Bilgi:500

İlk gördüğümde haliyle anlayamadım. Tekrar okudum ve anladığım şeyse "yuh" diye içimden geçirdim. Ama madem bedava hemen denedim :-) (normalde 6 kontörmüş) Aradığımda biz bant kaydı biraz sonra beni arayacağını söyledi. Yaklaşık 30 sn. sonra beni aradı. Tabiki yine bir bant kaydı ve aynen şöyle diyor:
Sevgili abonemiz acil çıkış servisini aradınız. Biz de sizi içinde bulunduğunuz sıkıcı ortamdan kurtarmak için geri aradık. Şimdi lütfen az sonra söyleyeceklerimi benim ardımdan yüksek sesle tekrar edin. "Neee! Gerçekten mi? Şimdi mi? Peki tamam, hemen geliyorum. Tamam, kimseye bişey söylemem. Hadi görüşürüz birazdan, hoşçakal."

Eminim içimizden bazıları bu taktiğe başvurmuştur. Ben de bir keresinde böyle bir taktik denemiştim. Allah'tan o anda beni arayan olmamıştı :-) Bence servisi verimli kullanmak istiyorsanız, telefonunuzun ayar menüsünden sesli mesaj numarasını 9898 olarak kaydedin. Böylece cebinizde bile olsa telefonun 1 tuşuna uzun basınca bu servisi aramış olursunuz :-)

İyi kaçışlar...


Yazının devamını okuyun...>>

Bebeğim-Kadosan-Şoför: Şeytan Üçgeni

Yaklaşık 1,5 yıl önce tanışmıştık. İlk göz ağrımdı. Bir bebeğe nasıl bakılırsa ben de ona öyle bakıyordum. Asla boşa kullanmazdım. Rutin işler için, emektar arkadaşım vardı. Bebeğimle sadece önemli işleri yapardık, boşuna da asla yormazdım. Ama sen gel görki sakınan göze çöp batar. Bir gece ansızın çalışmadığını farkettim. Tak-çıkar olmuyor. Sonra bilgisayarı bir yeniden başlatayım dedim. Benimkisi boşa ümitti biliyordum, çünkü XP onu tanıyordu ve mekanik bir sorun olduğu aşikardı. Ama ümit işte. Sonra acı gerçeği kabullendim ve bir köşeye çekilip ağladım... (burası yalan, ama cümleyi çok güzel tamamladı)

Bir kaç gün aramızda soğuk rüzgarlar esti. Ama baba yüreği, dayanamadım. Tuttum elinden ve iyileşmesi için en yakın (!) PHILIPS sağlık merkezine götürmeye karar verdim. İlk iş telefona sarıldım ve merkezi aradım.

-Ben: Bana çabuk başhekimi bağlayın.
-Operatör: Başhekim şu an ameliyatta, ben sizi aktarayım.

Az bir beklemeden sonra...

-Operatör: Merhaba, size nasıl yardımcı olabilirim.
-Ben: Bebeğim, çok hasta. Kayışdağı'ndan geleceğim, yerinizi tam olarak söyleyebilir misiniz?
-Operatör: Nereden geleceksiniz?
-Ben: Kayışdağı/Kadıköy.
-Operatör: Size Pendik, Maltepe yakın mı?
-Ben: Hayır, Kadosan sanayi sitesi daha yakın. Zaten en başta da beni bu yüzden size aktardılar. Bana yerinizi söyleyin, çabuk! Tam olarak yeriniz nerde?
-Operatör: (Adresi anlattı)

Aldığım gibi bebeğimi yollara düştük. Kadosanı duymuştum ama hiç gitmemiştim. Sözüm ona en yakın yer orasıydı. Hemen bir kaç arkadaşa sordum ve oraya nasıl gidileceğini öğrendim. Ama bendeki heyecan aramak bitmiyor. Otobüs durağında beklerken -bir yandan bebeğim ağır hasta- gelen 19E otobüsüne bindim. Biliyordum, yakınlarından geçiyordu. Şoföre sordum:

-Ben: Kadosan'ın yakınından geçiyorsunuz, değil mi? Yani ordan başka bir arabaya biner giderim ben.
-Şoför: Evet, gel. Ordan binersin.

Az gittik, uz gititk dere tepe düz gittik. Sonunda şoför inmemi söyledi. İndiğim yer İmes sanayisinin sonuydu. Ordaki bir kişiye buradan Kadosan'a araba olup olmadığını sordum. Adam yok, buradan ulaşım aracı geçmez diyince gözüm döndü. Şoför beni 1,3 YTL kazanmak için kandırmıştı. Etrafıma bakıyorum sürekli ağır yük araçları geçiyor, bir iki tane de dolu taksi. Otostop mu yapsam acaba? Yok ama hiç yapmadım, o yüzden de tırstım. Topuklara kuvvet diyip başladım yürümeye. Sıcak bir yandan oruçlu olmak bir yandan, sanayinin tozu dumanı da cabası. En sonunda kilometrelerce yol yürüdüm ve hedefe vardım. Evet karşımdaydı, ışıl ışıl parlayan PHILIPS sağlık merkezi (sosyal tesisler binasında). İçeri girdiğimde sekreter olan genç bir kız: (yaşıtız, belli)

-Sekreter: Hoş geldiniz, sorun nedir?, dedi.
-Ben: Bebeğim, bebeğim çok hasta. Acil yatırılması gerek.
-Sekreter: Ama bizim burada bebek yoğun bakım odası yok. Mecidiyeköy PHILIPS sağlık merkezi bakıyor.
-Ben: Ama beni merkez buraya yönlendirdi. Üstelik bebeğimin hasta olduğunu da söyledim. Hem Mecidiköye gidene kadar bebeğim ölür.
-Sekreter: "Bu merkezde ne olsa bize gönderiyor." Tamam biz oraya göndeririz. İyileştikten sonra siz buradan alırsınız.

Oraya nasıl ulaştığımı anlattıktan sonra geri dönüşte bir araç olup olmadığını sordum. Bana diğer kapının önünden (ben diğer uçtaki kapıdan giriş yapmıştım) saat başı (!) otobüs kalktığını ve ordan Dudullu'ya gidebileceğimi söyledi. Böylece Dudullu'dan minibüse binip eve rahatça gidebilecektim.

Çok şanslıydım, saat başına 10 dakika vardı. Bebeğim ile vedalaştıktan sonra otobüs durağına topukladım. Az sonra da otobüs geldi. Otobüs geldi ama ne göreyim. Meğer bizim ordan geçen 19ES. O anda içimden 19E şoförüne güzel küfürler ettim. Çünkü benim bindiğim yerden beni indirdiği yere kadar olan güzergahtan 19ES'te geçiyordu ve birbirlerinden haberdar olmaması mümkün değil. Üstelik şoförler güzergahları çok ta iyi bilir.

Neyse artık bir badireyi atlatmıştım. Bebeğimi hastaneye yatırmış, eve tek otobüs ile sorunsuz gitmenin yolunu öğrenmiştim. Artık tek sorun beklemek.

Bebeğime gelince; o benim en önemli yedeklemelerde görev almış silah arkadaşım. Kendisi PHILIPS 1628K DVD-RW :-) Onunla daha çok görev alacağız. Bu arada Volkan (Volkan Alabaz), bebeğim gelsin bir, söz o programı sana yollayacağım :-)


Yazının devamını okuyun...>>

Photoshopla Makyaj ve Rüya Etkisi

Photoshopla Makyaj ve Rüya EtkisiMerhaba sevgili MaFiAMaX Blog! takipçileri. Yeni bir Photoshop macerası ile beraberiz. Aslında bu kez bir değil birçok Photoshop macerası yaşayacağız (uuu çok heyecanlı). Vakit kaybetmeden çalışmalarımıza geçiyoruz.


İlk çalışmamızın adı "Photoshop ile rüyalarda buluşalım etkisi yaratma". Bunun için herhangi bir resim -sonbahardaki manzara resimleri şahsımca tercih sebebidir- açıyoruz. Resmimizi her zamanki gibi CTRL + O yoluyla açıyoruz. Daha sonra açtığımız resme Layer->Duplicate veya CTRL + J yapıyoruz. Duplicate yaptığımız, yani kopyaladığımız katman (layer, bundan sonra katman olarak anılacaktır) seçiliyken Filter->Blur->Gaussian Blur diyoruz ve 7 - 10 arasında bir değer giriyoruz. Yine aynı katmanımız seçiliyken blending mode değerini Overlay olarak ayarlıyoruz. Daha sonra aynı katmanımızı CTRL + J diyerek çoğaltıyoruz. CTRL + SHIFT + E veya Layer->Merge Visible diyerekten işlemi sonlandırıyoruz. Hiç ara verip de “ben ne yaptım” bile demeden ikinci çalışmamıza geçiyoruz. İlk çalışma da size yardımcı olacak resimler ve benim yaptığım çalışma ektedir arkadaşlar isterseniz bakabilirsiniz, istemezseniz sizin kaybınız olur.

İkinci çalışmamızın adı şahsım tarafından "Photoshop ile tam makyaj" olarak belirlenmiştir. Her zaman ki gibi CTRL + O diyerek açtığımız resimde ilk olarak CTRL + J diyerek resmi kopyalamak suretiyle çoğaltıyoruz. Pen Tool (P) kullanarak dudakları seçiyoruz (ekteki resimler bu konuda yardımcı olacaktır). Daha sonra CTRL + Alt + ENTER diyerek dudağı seçili hale getiriyoruz. Daha sonra Select->Feather diyerek veya CTRL + Alt + D diyerek feather radius değerini 10 olarak (ya da civarı size kalmış) belirliyoruz. Image->Adjustments->Variations diyerek buradan keyfimize göre bir renk seçiyoruz. Benim mor seçmem sadece dudağın belli olması içindir, bu rengi çok sevmem ile bir alakası yoktur :-)) Daha sonra CTRL + D diyoruz. Böylece seçili alanı kaldırmış oluyoruz.

Sırada gözler var. Patch Tool (J) ile gözlerden birini seçiyoruz. Bunu gözbebeğinin çevresinde bir tur atmak suretiyle yapıyoruz. Çok özenli davranmanıza gerek yoktur. Nitekim tekrardan Select->Feather diyerek veya CTRL + Alt + D diyerek feather radius değerini 8 civarı bir şey olarak ayarlıyoruz. Gözbebeği seçiliyken CTRL + U veya Image->Adjustments->Hue/Saturation yapıyoruz buradan Colorize kutucuğunu işaretliyoruz ve gözbebeğimizin rengini ayarlıyoruz (sanırsam ben hue=146, saturation=66, lightness=0 dedim). Aynı işlemi diğer göz bebeğimize de uyguluyoruz. Bu yüzden ilk gözbebeğinde elde ettiğiniz değerleri bir yere not edin derim.

Şimdi de ten rengimizi değiştireceğiz. Magic Wand Tool (W)'u kullanarak yüzümüzü seçiyoruz. Burada yüzün tamamını seçebilmek için Magic Wand Tool'un tolerance seviyesini değiştiriniz. Bu seviye ne kadar düşük olursa hassasiyet o kadar artar dolayısıyla daha ayrıntılı seçim yapabilirsiniz. Yüzümüzü seçtikten sonra Image->Adjustments->Variations diyerekten keyfimize göre bir renk tonu seçiyoruz.

Bitmiyor arkadaşlar bitmiyor bu kez böyle çabuk bitmemeli. Sırada saçlar var. Şimdi de photoshop ile saç rengini değiştireceğiz. Öncelikle CTRL + J diyerek resmimizi bir kez daha kopyalıyoruz. CTRL + U veya Image->Adjustments->Hue/Saturation diyoruz ve burada kendi belirlediğimiz- tercihen sarı veya kırmızı tonlarında- bir rengi seçiyoruz. Daha sonra Layer->Layer Mask->Hide All diyoruz. Daha sonra katmana bakarsanız renginin değiştiğini ve yanında siyah bir kutucuk çıktığını görürsünüz. Göremiyorsanız sorun değil ben ekteki resimlerde inatla gösteriyorum arkadaşlar. Bu kutucuğa bir kere tıklayınız lütfen. Şimdi Brush Tool (B)'u seçerek saçların üzerinden geçmeye başlıyoruz. Saçın renginin değiştiğini göreceksiniz. Saçın rengini değiştirme işleminiz sona erince üzerine Layer Mask koyduğumuz katmanın blending mode değerini soft light olarak ayarlıyoruz. Ve son iki katmanımızı birleştiriyoruz. Bunun için Layer->Merge Down veya CTRL + E yolunu izliyoruz.

Geldik son aşamaya… Son yaptığımız katmanı CTRL + J diyerek kopyalıyoruz. Ve duplicate ettiğimiz yani kopyaladığımız katmanı layers penceresinde en üst sıraya taşıyoruz. Bu katmana Filter->Blur->Gaussian Blur uyguluyoruz ve değeri 14-15 civarı olarak ayarlıyoruz. Aynı katman seçiliyken katmanın blending mode değerini screen olarak seçiyoruz. Burada isterseniz screen mode'un ayarlarıyla oynayabilirsiniz. Son olarak her zaman ki gibi CTRL + SHIFT + E yani Layer->Merge Visible diyoruz.

Bir kez daha belirtiyorum arkadaşlar ekteki resimlerde sizlere yardımcı olacak açıklamalar yapmış bulunmaktayım. Sadece okuyarak anlayamayabilirsiniz. Dolayısıyla resimlere bakmanızı tavsiye ederim. Bu uzun yazıya vaktini ayıran, bu çalışma için emek harcayan sevgili, güzide, nadir bulunan insanlar sizlere teşekkürü bir borç biliyor ve bir sonraki cümlede ödüyorum. Teşekkürler, hoşça kalınız.

Çalışmanın adım adım görüntüleri:

Photoshopla makyaj ve rüya etkisi


Yazının devamını okuyun...>>

Bir Takıntı: Thalia

Bir erkeğin bir kadını beğenmesinin altında neler yatar? Güzelliği? Saflığı? Duruluğu? Gülümsemesi? Bakışları? Samimiyeti? Sıcakkanlılığı? Ses tonu?

Benim aklıma bunlar geliyor. Bunların ve daha fazlasının benim için Thalia'da olduğunu söylesem?! Erdal'ın bu yazısında Erdal'ı çok iyi anlıyorum. Çünkü bir erkeğin bir kadını beğenmesinin altında hep cinsellik aranır. Ama çok samimi söylüyorum, Thalia'da böyle birşey düşünemiyorum. Onu gördüğümde öyle bir duyguya kapılıyorum ki, anlatması hakikaten çok zor. Yeryüzünde benden hiç haberdar olmayacak bir kişiye bu kadar sevgi duymak insanı bir yerde çıkmaza sokuyor...

Thalia'yı Türkiye'de yayınlanan Rosalinda dizisi ile tanımıştım. Annemle ne kavga ederdik! Aynı saatte yayınlanan A Takımı'nı (dizi) sürekli kaçırıyordum. Ama sonra sonra baktım, ben de annemle izlemeye başlamışım. Vallahi diziyi değil. Thalia'yı izliyordum. Onu görmek bana mutluluk veriyordu. Tabi dizi bitti, bizimde onu görme şansımız bitti. Çünkü o zaman böyle internet nerde? Şimdi istediğim klibini YouTube'da buluyorum. Hakkında bir sürü yazıyı bulabiliyorum. Zaten bu yazımın sebebi de internette zaman yolculuğuna çıkmamdır.

Zaman yolculuğu için tek yaptığım Google amcadan tek yöne bir bilet almaktı. Google amcama "Thalia'yı bana bul" dedim, o da buldu. Resmi sitesinde gezindim, sonra kesmedi, (bu arada acayip kıcık oldum, Thalia'ma adam gibi bir site yapmamışlar, çok kısıtlı ve zamanın kaplumbağası Flash tabanlı vs...) Google amcama biraz daha aramasını söyledim ve Vikipedi'ye ulaştım. Tabi burada hakkında bilmediğim bir çok şey öğrendim. Gözünü seveyim bu teknolojinin, seveyim de bana bir kötülükte yaptı. Yıllar önce söndürdüğüm ateşi yeniden alevlendirdi. Bir kere aklıma girdimi günlerce etkisinden kurtulamıyorum. Yav bu kadın beni ne hallere düşürüyor, ama onun haberi bile yok :-( Sanki sevgilimi elimden çalmışlar gibi hissediyorum.

İşte bir kaç video klibi:


Yazının devamını okuyun...>>

Max Payne'nin Anısına

Max Payne 2 oyunun oynadıktan sonra uzun bir süre serinin 3. oyununun çıkmasını beklemiştim. Çünkü 2. oyunun sonunda "Max Payne'in karanlığa olan yolculuğu devam edecek..." ifadesi vardı. Ancak bu son zamana kadar 3. oyun ile ilgili bir haber çıkmadı. En son geçenlerde tam emin olamadığım bir haber çıkmıştı ama şimdi onu da bulamıyorum :-)

Max Payne'e bu kadar özlem duyarken neredeyse birebir kopyası olan bir oyun ile karşılaştım. Oyunun adı Stranglehold. Oyunu burada anlatmama gerek yok, Trgamer sitesinde geniş bir inceleme yazısı mevcut. Benim ilgilendiğim nokta, Max Payne'e bu kadar çok benzemesi. Max Payne oyununu uzaktan bile olsa tanıyanlar, yazımın sonundaki videoyu izleyince ne demek istediğimi anlayacaklardır. Oyunun kendini farklı kılan yanları ise daha fazla kombo harekete sahip olması, e onu da yapsınlar artık.

En çok güldüğüm nokta ise, Max Payne'in ana kombo hareketini (videonun en sonundaki hareket) birebir kullanmaları. Bir Max Payne hayranı olarak bari oyunun başında kitaplarda olduğu gibi "Max Payne'e adanmıştır", deselerdi :-)

Çok kızdım çook... Ama oyunu sırf Max Payne'e olan özlemim dinsin diye sanırım oynayacağım. Bu da kaderin bir cilvesi olsa gerek. Sen rahat ol Payne, ailenin kanı yerde kalmayacak.


Yazının devamını okuyun...>>

Anket Sonuçları Belli Oldu

Bir aydan fazla bir süredir yapmakta olduğum anketi bugün itibari ile kapatmış bulunmaktayım. Bence yeterli bir süre.

Anket sorumuz: "Fırsatınız olsaydı hangi ülkeyi ziyaret etmek isterdiniz?" şeklindeydi.

Anket sonuçlarına bakılacak olursa, ABD rüya ülke olmaya devam ediyor. Ancak sonuçlarda bundan çok Avustralya'nın hiç oylanmamış olması dikkatimi çekti. Oysa millet LOST'tan bayağı bir etkilendi, kesin oraya gidip onları kurtarmak ister diye düşünmüştüm :-) Demek ki dizi bitmesin istiyoruz.

Anketin sahibi olarak benim oyladığım ülke ABD idi. Küçüklüğümden beri oraya gidip bir fethetme duygusu yatar, millet fethetti biz geri kaldık misali.

Şimdilik bu anketi kapattım ama sonuçlarını gösterecek şekilde yayında bırakıyorum. Henüz aklıma güzel bir anket konusu gelmedi. Bakarsınız bir sahur vakti beynimin %100 çalıştığı bir anıma denk gelir ve bulurum.

Anketin sonuçlarını grafik şeklinde görmek için yazının devamına bakmanız yeterli ;-)


Yazının devamını okuyun...>>

Bilgisayar Oyunları ve Ben

Oyunlar... Bilgisayar ile tanışmam oyun sayesinde olmuştu. O oyun bir çok kişinin yakından bildiği özellikle bir zamanlar internet kafelerde altın çağını yaşayan Half-Life idi. Oyunu pat diye oynamamıştım tabi. Önce izlemeye birşeyler öğrenmeye çalışmıştım. Belli bir zamandan sonra sıra oynama vaktine gelmişti. Allah'ım o sağ ellerinde tuttukları şeyi nasıl idare edecem. Hele onlarca tuşu olan klavyeyi. Micky faremi elime ilk aldığımda Half-Life karakterimin başını bile doğrultamıyordum. Habire sağa sola kaçırıyordum. Hele hem hareket edip hem de etrafa bakmaya çalışmak yok mu! Yok, yok, yok... Yapamıyorum. Yapsam ne olur? Daha doğar doğmaz ölüyordum. El insaf be. Burada öğrenmeye çalışıyoruz! Yok ama bir kez gözlerini kan bürümüş. Kim varsa saldır. Yav koca roket atarı bana doğrultmuş ben kaçamıyorum :-) Böyle böyle derken bir baktım ki artık Micky faremi sanki bir uzvummuş gibi kullanıyorum. Artık klavyedeki tuşlara da bakmıyorum. E yavaş yavaş oyunun hinliklerini de öğrenmişim, daha durur muyum?! Kendimi oyun dünyasına attım ve beni bekleyen maceralara doğru yol almaya başladım.

Bu sabah sahura kalktığımda oyunlar aklıma takıldı. Acaba dedim neden eskisi kadar oyun oynamıyorum? Ne güzel anılarımız olmuştu oysa. Böyle bir geçmişe yolculuk yapıp kendimle yüzleşmeye çalıştım. Hadi neler olmuş öğrenelim.


Half-Life ile tanışmıştım bir kere. Artık bana oyun gerekiyordu. Doktorun "bu çocuk günde 2 saat oyun oynaması gerekli" tavsiyesine uymalıydım. Ama evimde bilgisayar yoktu. Olsun, varsın olmasın. Aç kalacağımı bile bile internet kafeye giderim. Belli bir zamandan sonra tabi Half-Life kesmez olmuştu. Arkadaşı Counter Strike ise hiç ilgimi çekmiyordu. Ben de yine grup halinde oynanan başka bir oyuna, Midtown Madness'e sardım zaten.

-Yav bu çocuklar niye birbirlerine çarpıyorlar?
-Ne, arabanın üstündeki altın kapmak için mi! Allah Allah. Ne garip bir oyun,
derken kendimi Ford Mustang'in direksiyonunda bulmuştum.
-Kaç, kaç, kaç... Abi haritayı takip etsene...
Paldır küldür bu oyunu da öğrenmiştim. Ne çok eğleniyorduk. Kafe tanıdık olduğu için bağıra bağıra oynuyorduk. (Şimdi düşünüyorum da amma ayılık yapmışız)

İnternet kafe kültürüm böyle böyle ilerlemişti. Ama ben artık para yetiştiremiyordum. Zaten kafe ortamını hiç sevmiyordum. Çünkü kıraathane gibi duman altı oluyordu. O zamanlar internet kafeler denetim nedir bilmezdi. Bakmayın şimdi denetlendiklerine... Birşey yapmalıyım. Eve bir bilgisayar gelmeli. Ama nedense babama bilgisayar alması için istekte bulunmuyordum. Bir zaman sonra sanki içimi okumuş gibi

-"Gel bilgisayar alalım" demişti.

Meğer amcam aklına girmiş. Bir yandan da acaba cayar mı diye düşünüyordum. Sonra iki gün geçmeden eve bilgisayar geldi. Tabi şimdiki gibi kurt değilim ki! Nerden bileyim bilgisayarın RAM'ini, işlemcisini, ekran kartını. Allah'tan babam orta bir konfigürasyonu alabilecek para vermişti de güzel bir bilgisayarım olmuştu. Akşam vakti geldiğinde ben monitöre monitör de bana bakıyordu. Elde ne oyun var ne de başka birşey. Zaman kaybetmeden arkadaşın tekinden onlarca oyun aldım. Tabi bir heves bir heves, oyunları yüklüyorum ama bir türlü çalıştıramıyorum. Ha bire hata veriyor. Meğer oyunlar kopya, bizimde buna c*ack yapmamız gerekiyormuş. Ölme eşşeğim ölme. Ne kadar zor geliyordu :-)

Yıllar geçti ve ben belli bir oyun kültürüne erdim. Bu zaman zarfında o kadar iyi oyunlar oynamıştı ki, artık oyun beğenmiyorum. Benim için yeri ayrı olan oyunlar oynamıştım. Şimi bakıyorumda en son zevkle oynadığım ve etkisinden kurtulamadığım oyun Half-Life 2. Onunla oyuna başladım onunla bitirdim sanki :-)

Hani yeri benim için ayrı oyunlar var dedim ya, işte onlar:

Max Payne

Oyunu yine bir arkadaşımdan almıştım. Görüntü kalitesi ilk anda beni kendine bağlamaya yetmişti. Ama oynadıkça, asıl önemli olanın senaryo ve atmosfer olduğunu kavramıştım. Oyunun ortalarına doğru anca kombo hareketi öğrenmiştim.(hani yavaş çekimde kendi ekseni etrafında dönüp dehşet saçması) Oyunu bitirdiğimde sonunda çalan "Late Goodbye" şarkısı ileride POTF ile tanışmama sebeb olacaktı.

MAFIA

Blogumu takip edenler bu oyuna ne kadar hasta olduğumu bilirler. Tam bir yazımızı bu oyuna ayırmıştık. Yazımızı diyorum, çünkü her oyunu kardeşim ile oynardık. Birlikte çok daha eğlenceli olurdu. İlk defa bu tür bir oyun oynamıştım. Alışması başta zor gelmişti. Sonra sonra oyunun ustası oldum. Ayrıca hastası da. Bir oyunun atmosferi bu kadar etkileyici, senaryosu bu kadar sürükleyici olur! Başka birşey demiyorum. Zaten "MAFIA" denilince akan sular durur. Eren sen bir şeyler söyle, belkide ben yeterince anlatamıyorum :-)

GTA: San Andreas

Bu oyunda bir sene sonra yine bir yazımızı onunla geçirmemize sebeb oldu. Oyun o kadar çok ilkleri içeriyordu ki, keşfet keşfet bitmiyordu. Oyna oyna sıkılmıyordum. Haritası desen zaten git git bitmiyordu. Hele o kasabaları yok mu: En sevdiğim yerleşim birimleriydi. Ara ara gidip piknik yapardım :-)) Bu oyunda benim için "farklı" olmuştu.

Half-Life 2

Başta teknik anlamda bu oyuna hasta olmuştum. Çünkü muhteşem grafik motoru Source en düşük konfigürasyon ile en iyi görüntüyü sağlıyordu. Hele oyunun fizik modellemesi, almış başını gitmişti. Bir çok oyun editörü bu oyunu fizik teknolojisi demosu olarak bile adlandırdı. Oynanabilirlik anlamında diğer oyunlardan en belirgin farkı; senaryo işleyişinde bölüm-kısım gibi parçalar yoktu. Oyuna bir kere başladınız mı oyunun sonuna kadar durmadan oynuyorsunuz. En güzeli de "bu görevi yap, şunu getir gibi" yönlendirmelerin olmaması. Atmosfer zaten beni bağlamıştı. Ama atmosferinden en çok etkilendiğim oyun hala MAFIA :-)

Call Of Duty & Medal Of Honor

Bu iki oyunu birbirinden ayırmak istemedim. Çünkü ikiside Alman tarihini ve dolayısıyla 2. Dünya Savaşı'nı öğrenmemde çok yararlı oldular :-) Şaka bir yana, üstte saydığım oyunlar kadar "farklı" olmasalar da benim için yerleri ayrıdır.

Evet, evet sonunda yazımı bitirebildim. Bilgisayarın başına geçtiğimde bu kadar çok şey yazacağımı asla tahmin edemezdim. Meğer ne çok söyleyecek şeyim varmış :-)

Bu yazıyı sonuna kadar okuma sabrını göstermiş arkadaşladan küçüklerin gözlerinden, büyüklerin ellerinden öperim.

Sevgiyle ve oyunla kalın...


Yazının devamını okuyun...>>

Blogger'daki Yazıları Etiketlerine Göre Bir Tabloda Gösterme

Yeni, yine, yeniden...

Sanırım bu sloganı Blogger için yazdığım tüm ipuçlarında kullanacağım. Honda beni mazur görsün :-))

Yazımın başında bu Blogger ipucunun Blogger Hacked yazarı Deepak Bangalore tarafından oluşturulduğunu açıklamak istiyorum. Benim yaptığım şey ise bunu Türk Blogger kullanıcılarının kullanımına sunmak için Türkçeleştirmek ve anlatmak. Şimdi kod yazarımızı andıktan sonra bu ipucu ne işe yarar öğrenelim.

Blogger'da yazılarımız için kategori oluşturamadığımız dolayı bazı yazarlar etiketleri kullanarak bu dar boğazı aşmaya çalışıyor, bunlardan biri de benim. Normal şartlarda her hengi bir etikete tıkladığımızda "{etiket adı} etiketine sahip yazılar gösteriliyor." uyarısını alırız. Ancak yazılar blogda normalde nasıl görünüyorlarsa öyle görünürler. Blogger'ın tek yaptığı yazıları etiket süzgecinden geçirmektir. Peki etiket araması sonucunda aradığımız etikete sahip yazıların özetler halinde bir sonuç tablosu içinde görüntülenmesine ne dersiniz? Hem de AJAX kullanarak sayfanın sadece o kısmını yenileyerek yapmak. Kulağa çok hoş geliyor değil mi? Özellikle Damacana yazarı Erdal'ın çok hoşuna gideceği aşikar :-) "Ben nedediğini anlamadım" diyorsanız "Kategoriler" altındaki veya yazıların altındaki her hangi bir etikete tıklamanız yeterli.

Şimdi giriş kısmını bitirelim ve gelişme bölümünde bu işi nasıl yapacağımıza bakalım.

İşin Mantığı (Bu bölümü okumadan işleme geçebilirsiniz, burada nasıl çalıştığını anlattım)

Bu işin çalışma mantığına öncelikle değinmek istiyorum. Arama sonuçlarımız bir pencere içinde sadece sayfanın o kısmı yenilenerek çıkacağından, AJAX kullanmamız gerektiği aşikar. Bunu yapabilmek için JavaScript kütüphanesinden yararlanacağız. Kullanacağımız kütüphane piyasadaki en ünlü kütüphanelerden biri olan Prototype kütüphanesi.

Daha sonra bir çok ipucunda kullandığımız JSON devreye girecek. Kullanacağımız bir script ile RSS kaynağımıza başvurup ilgili etikete sahip yazıyı çekip AJAX kullanarak istediğimiz bir yerde sonuçları göstereceğiz.

Not: HTML Düzenle kısmında çalışırken "Widget Şablonlarını Genişlet" kutucuğunu işaretlemeyi unutmayın.

Uyarı: Bu uygulama XML şablonlar içindir.

Düzeltme/Güncelleme: Yaklaşık 2 saat önce yayınladığım yöntemde bazı eksikler vardı. Bu yüzden önceki yazımı geri çekip bu son halini yayınladım. (Erdal yorumun silindi, artık tekrar yazarsın :-) )

i-) Bunlardan biri Türkçe karaktere sahip etiketlerin arama sırasında IE tarayıcısında çalışmaması.

ii-) Arama sonuçlarında çıkan yazılar bizim belirlediğimiz sayı kadarı gözüküyordu. Burada 5 olarak belirledik. Ancak durum böyle olunca sadece son 5 yazı görüntüleniyordu. Şimdi ise aradığımız etikete sahip ne kadar yazı varsa hepsi görüntülenebiliyor. Örnek vermek gerekirse, Blogger İpuçları kategorisinde 5 tane yazıdan fazla yazı var. Artık her 5 yazıda bir sayfa oluşturuluyor. Zaten açılan pencerede sayfa numaralarını göreceksinizdir. Sanırım güncellemenin en iyi yanı bu oldu.

Hadi işe girişelim...

[Çalışmanın başlangıcı]

1. Adım) İlk öncelikle şablonuzu açın ve HTML'yi Düzenle moduna geçin. Şimdi şablon kodlarımız arasına aşağıdaki kodu koyalım.

<script src='http://kullanıcıadı.googlepages.com/prototype.js' type='text/javascript'/>


Bu kodu <head> ve </head> etiketleri arasına koymayı unutmayın. En iyisi ya <head> etiketinin hemen sonrası ya da </head> etiketinin hemen öncesidir. Böylece bir düzen olur. Bu kod yardımı ile Prototype kütüphanesine bağlanmış olacağız. Dikkat ederseniz ben sunucu adresini direkt GooglePages hesabınız varmış gibi verdim. Siz her türlü şekilde siyah renk ile yazdığım adres kısmını kendi dosyanızın olduğu adres ile değiştirebilirsiniz. Dosyayı indirmek ve kendi sunucunuzda barındırmak için tıklayın.

2. Adım) Şimdi 1.basamaktaki koddan hemen sonra alttaki kodu koyalım.

<style type='text/css'>
#indicator {position:fixed;z-index:1000;padding:15px 0;top:40%;background-color:#FFFFFF;border:1px solid #AAAAAA;width:176px;left:50%;margin-left:-88px;text-align:center;}

#search-result {border:1px solid #AAAAAA;padding:10px;padding-bottom:30px;font-size:85%;}

.search-result-meta {background:#EFEFEF;padding:2px;}

.search-result-meta img {border-width:0;vertical-align:text-bottom;}

.search-title {font-size:1em;padding-bottom:3px;font-weight:bold;text-align:left;text-decoration:underline;}

.search-cat {display:block;padding:3px;font-size:1em;margin-top:5px;margin-bottom:5px;border-bottom:1px solid #C0C0C0;font-weight:bold;}

.search-close {color:silver;float:right;border:1px solid #F5F5F5;margin-top:10px;cursor:pointer;}

.search-result-nav {font-size:1.4em;font-weight:bold;padding:5px 0pt;text-align:center;}
</style>

<script type='text/javascript'>
//<![CDATA[
// User customisable parameters
// ----------------------------
// maxresults - Her sayfada görüntülenecek sonuç sayısı
// navFlag - Sayfa navigasyonunu kapayıp açmak. Açmak için 1, kapamak için 0 değerini verin.
// feedLabel - Yazı etiketinin besleme linki.
// catLabel - Görüntülenen etiketler.
// closeLabel - Arama sonuç penceresini kapatmak için düğme.
var maxresults = 5;
var navFlag = 1; //Başlangıçta açıktır. Siz değiştirebilirsiniz.
var feedLabel = "Bu etikete kaydol:";
var catLabel = "Yazının etiketleri:";
var closeLabel = "Kapat [X]";
//]]>
</script>
<script type='text/javascript' src='http://kullanıcıadı.googlepages.com/ajaxlabels.js' />


Buradaki siyah renkte yazdığım adrese ajaxlabels.js dosyasının sizin sunucunuzda bulunduğu adresi yazacaksınız. ajaxlabels.js dosyasını indirmek ve kendi sunucunuza yüklemek için tıklayın.

2. adımdaki CSS'te bulunan tanımlı ögeler şöyle:

#indicator: Etiket araması sonuçlarını beklerken çıkan yükleme ekranı. (Yükleniyor... yazısının bulunduğu pencere)

#search-result: Sonuçların gösterildiği kısım.

.search-result-meta: Sonuç ekranında "Bu etikete kaydol : {etiket adı}" çıktısının bulunduğu kısım.

.search-title: Arama sonucunda çıkan yazıların başlıkları.

.search-close: Kapat yazısının bulunduğu kısım.

3. Adım) Şablonuzda arama yaparak aşağıda verdiğim kod kümesini bulmalısınız. Bunu tüm kodları seçerek CTRL+F arama penceresi yardımı ile yapın. Çabucak bulabilmek için arama penceresine "data:post.labels" yazın.

Bulacağınız kod kümesi:

<b:loop values='data:post.labels' var='label'><a expr:href='data:label.url' rel='tag'><data:label.name/></a>


Bu kod kümesini aşağıdaki ile değiştirin.

<b:loop values='data:post.labels' var='label'><a expr:onclick='"javascript:getCat(\"" + data:label.name + "\",null),scroll(0,0)"' href='#sres' rel='tag'><data:label.name/></a>


4. Adım) Bu seferde yine CTRL+F ile arama yaparak aşağıdaki kod kümesini bulun. Arama penceresine "data:label.url" yazmanız işinizi kolaylaştıracaktır.

<b:if cond='data:blog.url == data:label.url'>
<data:label.name/>
<b:else/>
<a expr:href='data:label.url'><data:label.name/></a>


Bu kod kümesini aşağıdaki ile değiştirin.

<b:if cond='data:blog.url == data:label.url'><data:label.name/><b:else/><a href='#sres' expr:onclick='"javascript:getCat(\"" + data:label.name + "\",null),scroll(0,0)"' ><data:label.name/></a>


Böylece blogumuzdaki herhangi bir etikete tıkladığımız zaman scripti tetikleyeceğiz.

5. Adım) Son basamağımızda arama sonuçlarının nerede görüntüleneceğine karar vereceğiz. Bunu için Şablon kısmında "HTML/JavaScript Ögesini" kullanarak aşağıdaki kodları girin.

<div id="indicator" style="display:none"><img alt="Indicator" src="http://mafiamax.googlepages.com/indicator.gif"/> Yükleniyor...</div><div id="search-result" style="display:none"><a name="sres"></a><div class="search-close" onclick="javascript:Element.hide('search-result')"><script type="text/javascript">document.write(closeLabel);</script></div><div id="show-result"></div><div class="search-close" onclick="javascript:Element.hide('search-result')"><script type="text/javascript">document.write(closeLabel);</script></div></div>


Burada siyah renk ile belirttiğim adres yükleme ekranında çıkan .gif formatındaki resmin adresi. Siz bu resmi yine kendi sunucunuza kaydederek adres kısmını değiştirebilirsiniz.

Bu ögeyi kaydettikten sonra şablonda uygun olan bir yere sürükleyip bırakın. En iyi yer "Blog Yazıları Ögesi"nin hemen üstüdür. Böylece arama sonuçlarınız blog yazılarının bulunduğu alanın hemen üstünde görüntülenecektir.
[Çalışmanın bitişi]

Bundan sonra tek yapmanız gereken şablonunuzu kaydedip, işe yarayıp yaramadığına bakmak. ;-)


Yazının devamını okuyun...>>

A Lot Like Love

A Lot Like LoveMaFiAMaX Blog! her ne kadar kollektif bir blog olmasa da ara ara farklı yazarlara yer veririm. Bunlardan biri Photoshop Dersleri köşesinin taçsız prensi horuseth takma isimli Baran, diğeri ise Sinema köşesinin huysuz çocuğu mad_world takma isimli Oğuz arkadaşlarımdır. Baran bu blogun bir üyesi olduğundan kendi yazılarını kendi ismi ile yayınlayabiliyor ama benim huysuz çocuk teknoloji ile kavgalı olduğundan onun yazılarını ben yayınlıyorum. Bu yazı da onlardan biri, lafı daha fazla uzatmadan sizi huysuz çocuğum mad_world ile başbaşa bırakıyorum...

A LOT LIKE LOVE

Kocccaa bir yaz geçti gitti…’Kocccaa’ dedim çünkü gerçektende insanın hayatında çok şey değiştirebiliyor 3 ay …Eee herkes gibi oradan oraya koşuşturup durduk ve yine yaşadığımızın farkına bile varmadan, hiçbir şey anlamadan bitti gitti. Geçen şey keşke sadece zaman olsaydı.Aramızdan sessizce çekip gidenler de oldu. Peki daha nereye kadar gidecek bu koşuşturmaca? Nereye kadar dayanabileceğiz?…Bunun cevabı yok işte. Annem, babam, dedem zamanı desem yok yok, o zamanda da ayrılık varmış kıyım varmış. Bunun cevabı Taş devrinde kaldı. Belki o zamanlar insanlar birbirlerine daha açıktılar daha bağlıydılar. Bizse iyicene yalnızlığa alışmışız. Ve mutluyuz da bu durumdan.

Aşkları da bin parça etmiş yürekler. İstememişler… Ee bu karmaşada, kirlenmiş dünyada saflığın işi ne? Ben de hiç olmazsa aşkı unutmadan filmlerden izleyeyim dedim. Gerçekten sımsıcak bir film yakaladım. A Lot Like Love (Aşk Gibi Bir Şey). Günlük hayat koşuşturmalarında kendilerini bile bulamayan iki genç insanın aşk hikayesi… Ama her aşk gibi kolay olmuyor onlarınki de. 6 yılı geçkin uzun bir zaman onları beklemekte. Ve daha bir çok uzun tesadüfler döngüsü sürüp gitmekte.

Diğer romantik-komedi filmlerden çok farklı olan bu film, sizi sol yanınızdan dürtecektir. Belki de gecikmiş duygularınıza öncü olacak kurtarıcı bir film olabilir. Keyfini çıkarın… İyi seyirler.


Yazar: mad_world (bir önceki yazısı için tıklayın)
Sanırım bu filmi izlemem gerek :-)) Siz anladınız...


Yazının devamını okuyun...>>

Örnek Olsun

Mahallemizin Ekrem abisi ile yakın zamanda sohbet ediyorduk. Laf nerden açıldı hatırlamıyorum ama bana bir dededen bahsetti. Mahallemize Almanya'dan kesin dönüş yapmış bir dede. Anlattığına göre camiye namaza giderken yolu üstünde ne kadar çöp varsa toplayıp çöp kutusuna atıyormuş. Tam bunları anlattığı sırada dedemizde görünmez mi! Bana "bak bak dikkatli izle" dedi. Daha dakika bir dedem yolda gördüğü kağıdı aldı sonra az ilerideki başka bir çöpü sonra biraz daha yürüdü ve yolunun üstündeki çöp kutusuna attı. Tabi ben izlemeye devam ettim. Cadde boyunca camiye kadar böyle çöpleri toplamaya devam etti. Sakın çok kirli bir caddemiz olduğunu düşünmeyin :-) Dedem en ufak kağıt parçasını bile topluyordu.

Ekrem abim dedeme o kadar çok sevmiş ki güzel dedemle konuşmuş ve ellerinden öpmüş.

Bugün dükkanda Ekrem abim ile oturmuş yine Dünya'yı kurtarırken bir müşteri teyze durduk yere o dededen bahsetti. Şöyle şöyle , yok benim rahmetli dedeme benziyor vs... Tabi ben ordan teyze ben Dünya'da böyle bir adam daha varsa bırakırım blog yazarlığını (amma attım, ne anlar teyzem blog mlog :-) ) diye atıldım. Tam o sırada yine dedem gözüktü. Tam dükkanın karşısında yine bir kağıt parçası ve bir poşeti aldı ve çöp kutusuna attı. Sanki her seferinde Allah bu dedemi bize örnek olsun diye gönderiyordu.

Dedem Allah sana daha uzun ve sağlıklı ömürler versinki örnek olduğun insanların sayısı artsın.

Bunu tüm okuyanlara örnek olsun diye anlattım. He bu arada şu Ekrem abi kim diye merak ederseniz, mahallemizin hem abisi hem de marketçisidir. (bakkal demek oluyorda, market demek olmuyor, artık marketçisi dedik)


Yazının devamını okuyun...>>

Benim Hayallerim Var...

Bir yaz tatilini daha geride bıraktım. Koca 3 ay boyunca bir sürü şeyler yaşadım. Tatil anlamında pek birşey yaptığım söylenemez. Tenin tuzlu suyu görmedi, o kadar söyleyeyim :-) Yazın başında bu yazımda anlattığım gibi staja başladım. Stajda bir çok kişi ile tanıştım, iş ortamını öğrendim, bürokrasiyi öğrendim, öğrendim oğlu öğrendim...

Bu arada blog yazarlığına acayip şekilde bağlandım. Öyleki benim gibi oyun oynamayı seven biri oyunları unuttu! Ama insanoğlunun hayatında belli dönemler vardır; çok farklı deneyimler yaşarsınız, farklı şeyler denersiniz. Benimki de böyle birşey oldu. Stajı yaparken bir bitsin şunları şunları yapacağım diye plan yapıyordum, ama çoğu fos çıktı. En çok yüzmeye gitme planları yapıyordum ama bu yaz öyle bir dalgaya kapıldım ki bir türlü kurtulamadım. Denize gitmeden dalgaya kapılmak çok garip birşey!

Siz anladınız nasıl bir dalga olduğunu... Açmaya, dallandırmaya gerek yok. Ama 3 ayım hayal kurmak ile geçti. Bir yandan bana sürekli eşlik eden Poets Of The Fall bir yanda hayallerim. O kadar çok hayal kurdum ki! Hayal kurmak için para vermemek ne güzel. Dünya üzerindeki herkesin, o çok az olan ortak yanlarından bence en değerlisi hayal kurmak. Herkes hayal kuruyor. Hayaller, hayaler, hayaller...

Gece yatarken hayal kurup uyuya kaldığında rüyaya dönüşmesi ne güzeldir. Sabah kalktığında da sanki hiç uyumamış gibi hayallerine devam edersin. Leyla gezersin, günlerin nasıl geçtiği umurunda bile olmaz. Ama sen bilirsin hayal kurmak güzeldir.

Küçüçük bir veletin bile seni anlaması ama o kişinin seni anlamaması ne garip birşeydir. Acaba insanlar birbirini anlamamak için çabamı sarfediyor?! Ama olsun benim hayallerim var, POTF var, he bir de Yalın'ın Ben Bilmem şarkısı var. Herhalde bir şarkı bu kadar bana uyardı.

Anlatmak istediğim o kadar çok şey varki. Ama bir türlü konsantre olamıyorum. Habire hayaller, hayaller, hayaller...

Benim alçaktan uçtuğum, bir ayağımın sürekli yere sürttüğü hayallerim var...


Yazının devamını okuyun...>>

Blogküre'nin Kararı: Forumlar Blogların Gölgesinde Kaldı

Yaklaşık bir ay önce kadar MaFiAMAX Blog! yazarlarından olan horuseth ile bir yemekte bu konu aklıma gelmişti. Kendisine ilk olarak bunu söylediğimde pek sıcak bakmamıştı. Ama ben yılmadım ve ulaşabildiğim tüm blog yazarlarına bu araştırma konusuna katılmaları için ricada bulundum. Araştırmaya 23 Ağustos günü başladım ve artık bir nihayete kavuşmasına karar verdim. Bu araştırma boyunca bana yorumları ile destek olan tüm blog yazarlarına ne kadar teşekkür etsem azdır. Tabi ki bazı arkadaşlar katılmadılar, kimileri çok yoğundu, kimilerinden ise hiç ses çıkmamıştı. Amacımız bir oran çıkarmaksa ben başarılı olduğumuza inanıyorum. Çünkü 70 milyonluk bir ülke de bile 2000 kişinin katılımı ile yapılan anket başarılı ise biz de bu işi başarmışız demektir :-)

Araştırma konumuzun genel amacı forumların blogların gölgesinde kalıp kalmadığını ortaya çıkarmaktı. Diğer sorular da bu konu etrafında şekillendi.

Güncelleme= Araştırmaya sonradan bir blog yazarımız daha katıldığı için oranlar kesin sonucu değiştirmemekle birlikte değişmiştir. Zaten sonradan katılımı bu yüzden kabul ettim.

Araştırmaya katılan yazarlarımızdan %58,82'si forumların blogların gölgesinde kaldığına, %23,53'ü kalmadığına, %17,65'i ise tam net olarak bir şey denilemeyeceğine karar verdiler.

Sizleri daha fazla meraklandırmadan araştırma sonuçlarına geçelim.

Araştırma konusu= Forumlar blogların gölgesinde mi kaldı?

Sorular

1- Sizce forumlar blogların gölgesinde mi kaldı?
2- Eğer forumlar blogların gölgesinde kaldıysa neden kaldı?
3- Blog furyası da forum furyası gibi altın bir dönem mi yaşıyor? Yoksa daha katedecek çok mu yol var?
4- Blog ile forumu hiç bir şekilde kıyaslayamayız. (Evet/Hayır)(Evet se neden?)
5- Herhangi bir forumun aktif üyesi misiniz? Forumla ilk tanışmanız ne zaman oldu?
6- Bloglar yüzünden forumlara artık bakamıyorum (Evet/Hayır)(İsteğe bağlı açıklama)
7- Diğer (Lütfen aklınıza gelen başka konularıda paylaşın)

İşte blog yazarlarımızın cevapları...

Berke AKCAN [www.bilgisiz.org]

1-) Blog deninlen olgu yeni bir akım, tabikide yeni olan şeye daha çok rağbet olacaktır. Bu normal ama bence blogla forum denilen sistemler birbirinden oldukça zıt şeyler; biri beyaz ise diğeri siyahtır.

2-) Dediğim gibi yeni bir olgu ve ücretsiz blog sağlayacıların bol ve güzel seçenekler sunmasından dolayı forumlara nazaran daha kolay oluşturulup daha çok kitleye hemen ulaşabilmenizi sağlıyor. Ama blogların forumları geçmesi bence kötü bir şey değil ama iyi bir şey de değil. Çünkü forumla blog'u karıştıran bir çok kişi var daha, ama zamanla bu anlamlarda rayına oturacaktır.

3-) Evet şu anda bir yığılma ve kirlenme var blog kürede. Ama bu ilk başlarda beklenen bir şey, zamanla elenen ve kapanan bloglar olacak ve bir rayına oturacak diye düşünüyorum. Tabiki de kat edecek bir çok yolu var. Blog camiasını birleştirecek ve esaslarını belirleyecek bir çok oluşuma gereksinimi var.

4-) Evet kısyalanamaz. Önceki yazılarımda da değindiğim gibi blog kişisel bir şeydir. Blogda her yazdığınız yazı sizin kişiliğinizi yansıtır. Bloglar mp3 vermek, crack dağıtmak için açılmaz. Blogun kişisel olması gerekir. Blogcunun düşüncelerini ve kişiliğini yansıtır. Forumlardaki gibi herkes yazamaz.

5-) Evet bir çok foruma üyeyim ama pek aktif katıldığım söylenemez. İlk tanışmam turkboard sitesi ile olmuştu. Bir şey arıyordum, sonra forumda o aradığım şeyi buldum. Fakat üyelik istiyordu bizde üye olduk ve forum olgusu ile tanıştık.

6-) Yok bakıyorum, dediğim gibi forum ayrı bir olgu blog ayrı bir olgu bence.

7-) En kısa zamanda blog olgusunun insanlarda oturması ve blog kirliliğinin biTmesini umuyorum. Teşekkür ediyorum.

Eda SUNER [www.edasuner.com]

1-) Evet gölgelediği konusunda haklısınız.

2-) Bence insanlar forumlarda üyelik yerine bloglara yazmayı tercih ettiler. Yani eskiden bir çok forumda yazardım ama blog olayı olunca vazgeçtim ki kendi blogum olmadan önce vazgeçtim bundan. Çünkü direk yazı yazma ve yazışma şansınız oluyor insanlarla.

3-) Dünyada senelerdir altın durumunda. Ama ülkemizde 1-2 senedir farkedildi ve patlama yaşandı. Bu yüzden Milliyet Gazetesi bile blog açtı.

4-) Kıyaslanamaz bence. Biri illa ki üyelik ister biri de direk kişiye aittir.
Bence forumlarda da kişiye ait alanlar sayfalar olsa belki insanları blogla uğraştırmaya itmez, forumlara yöneltir.

5-) Forumla tanışmam 97 senesindeydi. Hey gidi hey ama artık adlarını bile unuttum :)

6-) Evet bakamıyorum. Hem kendi blogum hem eş dost vakit alıyor. Blog tercihde ön plana geçiyor bu durumda.

Erdal ERTÜRK [www.damacana.com]

1-) Evet. Forum devri bitti artık. Sadece adına uygun olarak katılımcı forumlar iş yapar hale geldi. Bloglar bu konuda önde diyebilirim.

2-) Tüm dünyada ki WEB 2.0 akımının bir parçası olan Blog furyası 2007 yılında tam anlamıyla ülkemizi vurdu. Herkes bir blog sahibi oldu nerdeyse bu işi ciddiye alanlar blog kürede kendilerine yer edindiler.

3-) Evet daha gidecek o kadar çok yol var ki. Ne zaman bir blogcu, blogundan kazandığı para ile işini bırakır, tam zamanlı blogcu olur, işte o zaman blogcuların altın devri yaşanıyor diyebilirim. İleride bence bloglar medyaya konu olmaya da başlayabilir. Şu an gelişmiş dediğimiz blog dünyasının anlayacağınız gideceği daha çok yol var. Bu da aslında bizim işimize geliyor.

4-) Evet, ikisi çok farklı. Nedeni ise blog dünyasının kullanıcıları ile forum dünyasının kullanıcıları arasındaki seviye diyebilirim. Forumlarda düzgün Türkçe kullanılıldığı nerede görülmüş? Bunun gibi.

5-) Şu an için bir tane forumun üyesiyim ama o da forum sayılmaz. Forum alt yapısına kurulmuş bir blog gibi diyebilirim. Belli bir konuya yönelmişler, sadece yöneticileri yazı yazdığı, kullanıcıların yorum yazdığı bir forum aslında o da blog sayılır. Forumlarla ilk tanışma eskilere dayanır ama hiç bir zaman o dünyaya ısınamadım.

6-) Zaten bakmazdım. :)

7-) Bence forumun mantelitesini forumcu arkadaşlara anlatmak gerekir. Örnek verecek olursam Bloggum.com yönetimi kullanıcıların sorunlarını vs. paylaşmak için bir forum açtı. Kendi blogunda 2-3 yazısı bile olmayan cengaver blog kullanıcılar adete forumda çoştu ve hepsi
bloglarını unuttular. Bu yakın zamanda yaşanmış örnekten sonra acaba diyorum biz blogcular olarak kendimizi mi avutuyoruz?

Erhan BURHAN [www.eburhan.com]

1-) Evet bence forumlar blogların gölgesinde kalmıştır. Fakat bu forumların tamamen bir kenara atıldığını anlamını da taşımıyor. Forumlar halâ ben de dahil pekçok kişi tarafından kullanılıyor. Çünkü bir foruma heran bir soru yazabiliyor, bir yartışma konusu açabiliyorsunuz.

2-) Blog'lar daha kişisel oldukları için yalnızca karşınızdaki kişiyle sizin aranızda bilgi paylaşımı yapılıyor hissine kapılıyorsunuz. Ayrıca bloglarda daha spesifik konular yer alıyor. Forumlarda ise sizin için alakasız bir sürü kategori olabiliyor. Ve pekçok forumdaki yazıyı okuyabilmeniz için üye olmanız da gerekli. Ama bloglar bu konuda ziyaretçiyi daha serbest bırakıyorlar. Üye olmasanız bile blogları okuyabiliyor ve yorum yazabiliyorsunuz.

3-) Türkiye için düşünürsek bloglar şu anda altın çağına yaklaşmış görünüyor. Önümüzdeki günlerde çok daha fazla blogla tanışacağımıza eminim. Ama bunun öncesinde ülkemizde blog kültürü daha fazla yerleşmeli, insanlara blog'un ne olduğu, neden blogla'manın önemli olduğu anlatılmalı. Ayrıca Türkçe içerikli bir blogun yeterli seviyede gelir elde etmesi de gekiyor. Bu da sponsor firmaların ve reklam veren şirketlerin inisiyatifinde biraz.

4-) Kıyaslamanın doğru olmadığını düşünüyorum. Çünkü bloglar kişisel bir oluşum iken, forumlarda bir topluluk söz konusu. Forumların asıl amacı soru-cevap şeklinde bir tartışma ortamı oluşturmak iken bloglarda yaşanılan tecrüberin okuyucularla paylaşımı ağır basıyor. Hiçkimse forum'a girip de "bugün başıma şunlar geldi ben de şöyle yaptım" diye kişisel bir konu açmazken, bloglarda bunu sık sık görüyoruz. Hoşumuza da gidiyor hani (:

5-) Şuanda aktif üyesi olduğum birkaç forum var. Forumlara hergün göz gezdiriyorum ama eskisi gibi üye girişi yapıp da konulara katıldığım çok az oluyor. Forumla ilk tanışmam ise ilk kez internetle tanışdığım gün olmuştu. Bilgisayar ve İnternet konularında bana çok şey öğreten PCnet dergisinin forumuna üye olmuştum. İkinci olarak da Turk-PHP forumuna üye olmuştum sanırım (:

6-) Evet bu doğru. Daha çok blog'lara ağırlık veriyorum. Hatta internette harcadığım zamanın %80'i blogları okuyarak geçiyor desem yalan olmaz. Bloglar daha spesifik konularda yazdıkları için ve forumlara göre daha samimi bir ortam sağladıkları için bana daha çok hitap ediyorlar.

7-) Bana göre bundan sonra bloglar internet dünyasında çok daha önemli bir yere gelecekler. Forumlar ise eski popülaritelerinden daha çok uzaklaşacaklar ama hiçbir zaman da tamamen kaybolmayacaklar. Dediğim gibi ikisini ayrı ayrı düşünmek, ikisinden de gerektiği gibi faydalanmak lâzım.

Erhan YAKUT [www.yakuter.com]

1-) Bence forumlar blogları gölgesinde kalmadı, kalamaz çünkü ikisi farklı kulvarların yarışçıları. İnsanlar sadece etkileşimli bir site oluşturmak için forum yerine günlük de kullanabileceklerini gördüler. Sadece forumların kullanımı biraz azaldı desek sanırım daha doğru olur.

2-) Dediğim gibi farklı kulvarların yarışçıları bunlar.

3-) Evet, kesinlikle bu altın bir dönem günlükçüler için. Artık herkes "benim de günlüğüm olsun" diyor fakat elbette ki katedecek çok yolumuz var. Bir internet kafeye gittiğinizde blog nedir diye sorsanız hala bir çok insan cevap veremez. Bu da ne kadar yolumuz olduğunu gösteriyor bence.

4-) Evet kıyaslayamayız çünkü birisi temelinde 1 kişinin yazdığı içeriği baz alırken diğerinde tüm üyelerin içeriğe katkıları aynı. Bloglar 1 kişi ile oluşturulabiliyorken forumların mantığında insanların biraraya gelip bildiklerini paylaşması söz konusu.

5-) Türk Anime'nin aktif üyesiyim. İlk tanışmamı inan hatırlamıyorum :)

6-) Hayır, bakabiliyorum.

Fatih ARSLAN [www.murekkep.org]

1-) Forumdan forum'a değişiyor. Kaliteli forumlar hala ayakta(Lapis, Donanimhaber ...). Fakat insanlar artık fikir ararken bloglara da önem veriyor. Eskisi gibi sadece Forum yok, yani kaynak sayısı artı.

2-) 1. soru

3-) Blog furyası bildim bileli var gibi. Bence blog'lar kolay kolay ölmeyecek bir yapıya sahip. Herşey kişisel olduğu için kolay kolay da bitmez. Örneğin domainini, hostunu almış biri yıllardır yazıyorsa, öyle birden bırakmaz. Fakat Yurtdışındaki gibi kaliteli, okunabirliği yüksek bloglar hala çok az. Özellikle teknoloji ağırlıklı. Öyle arada sırada araya bir müzik serpiştirip, oradan prim yapan bloglar çok. Bunu aşmak lazım artık.

4-) Evet çünkü Blog bir kişi üzerine kurulmuştur, Forum ise herkesin çalışmaşıyla ortaya çıkar. 2 kişilik Forum olamıyacağı gibi 30 kişilik blog da olmaz.

5-) Evet, Lapis üyesiyim. Yaklaşık 8 sene önce forumlar ile tanışmıştım. Yıllar geçtikce daha teknolojik daha seviyeli yerlere geçtim. Lapis ise uğradığım bir kaç forumdan biri (oradaki insanlar heryerde bulunmaz malesef, aile gibiyiz.)

6-) Hayır bakıyorum :)

Fatih GÜNAYDIN [www.teknodergi.org]

Blog ve forumun yerleri ve amaçları farklı bence. İşini hakkıyla yapan (Zoque, r10 vb...) forumlar hiçbir zaman blogların gölgesinde kalmaz. Forumlar daha genel bir kitleye hitap ederken , bloglar daha spesifik konularda bilgiler içerir , bu nedenle ziyaretçi kitleleride farklıdır. Ancak internet kullanımının yaygınlaşması ve herkesin kendine bir site açma hevesi bloglarda bir patlamaya sebep olmuştur. Çünkü blogların kullanımı kolaydır , teknik bilgi gerektirmez ve kendi derdini anlatmak isteyen birinin ihtiyacını fazlasıyla görür. Tabiki bende artık tamamen blogları okuyorum , nadiren zoque ve r10'a giriyorum. Google beni bir şekilde forumlara yönlendirmezse bunların dışında forumlara girmiyorum artık. Blogların altın çağını yaşamasıa gelince de , evet bence durum böyle. Bir evredir bu ve bloglarında sonu gelecek elbette. Bir süre sonra başka bir isimle başka bir yapı karşımıza çıkacaktır. Ne de olsa forumlar popülerken kimse birgün blog diye birşeyin çıkacağını ve forumları yerlerinden edeceğini düşünmüyordu...

Gökhan ÖZSOY [www.geccetr.blogspot.com]

1-) Evet. Türkiyeye önce forumlar geldi. Herkes deli gibi forum açıyor her 2 internet kullanıcısından biri forumla yatıp forumla kalkıyordu. Ama bir forumda açılan konuyu üyelerin diğer forumlara yayıp o forumları paylaşım manyağı yapmasıyla her 10 forumdan 9'unun konularının tıpatıp aynı olduğu görüldü ve bu durum forum üyelerini artık sıkmaya başladı. (Bu konuya blogumdaki İnternet Çöpleşiyor başlıklı yazıda uzunca deyindim) Onlarda başka arayışlar içine girdiler: daha çok özgür olabilecekleri ve istediklerini yazı çizebilecekleri yerler. Burada da Blogger ve Wordpress büyük ataklar yaptı ve herkes oralara yöneldi. Bunu sadece biz değil Google bile gördü ve Blogger'da blog patlaması yaşandığı için satın aldı!

2-) Buna gereken yanıtı 1. cevabımda verdim.

3-) Önceden herkesin forumu olduğu gibi şimdi de herkesin blogu var. Ama açıkcası blogun ben ileriki zamanlarda forum kadar kan kaybedeceğine inanmıyorum. Bunun sebebide kişisel olması ve blogcuların kendi bloglarında tabiri caizse at oynatmalarına bile kimsenin karışamayacağı. Yani blogunda yazdıkları yüzünden birilerinde laf işitmeyeceği vs. yüzünden..

4-) Evet kıyaslayamayız. Birisi tüm dünyaya açıktır biriside istenildiğinde sadece sahibine açıktır.

5-) Şuanda aktif üyesi olduğum sadece 1 tane forum bulunuyor. Forumla ilk buluşmam yaklaşık 2 yıl önceydi..

6-) Evet blog yazarlığına başladım başlayalı artık forumlarında tadı tuzu kalmadığı için 1 tane aktif olduğum forum dışında diğer forumlara ayda 1 kere belki girerim..

7-) Aklıma gelenler şimdilik bu kadar. Hepinize iyi bloglamalar..

Göktuğ Kaan ŞENGÜL [www.gkaans.org]

1-) Evet bence kaldı. Çoğu forumların amacı bloglar gibi paylaşım yapmak yani. Bu fiil bloglarda daha kullanışlı ve basit oluyor ve artık forumlara göre daha çok tutulmaya başlıyor, kullanışlı ve basit olması yüzünden ayrıca okumak gibi üyelik gibi birşeyde zorunlu olmuyorsunuz..

2-) Bence tek neden var oda her forum sahibinin diğer forumları kopyalayarak yeni bir forum oluşturması buda arta arta her taraf aynı kategori ve içeriğe sahip forumla doldu. Bunu blog'da yaparsanız bu direk bir tepki ile karşılaşılıyor ve bu kopyacı blog hemen dışlanmış oluyor. Forum sahipleri arasında belirgin bir forum kardeşliği yok ama bu bloglarda tam tersi. Aramızda büyük bir kardeşlik var ve yeni blog yazarlarıyla bu dahada artıyor

3-) Şu anda altın döneminde ve bu dönem bayağı uzun sürecek gibi görünüyor. Bana göre blog dünyasının önünde bir prüz yok blog kullanımını azaltacak yönde ama bunu şimdiden tahmin edemeyiz ilerki zamanlarda göreceğiz.

4-) Kıyaslanacak birkaç şey var. Forum'un şu güzelliği vardır: soru sormak.. Ama bunu siz blogunuzda yaparsanız sanırım garip kaçar. Çünkü blog paylaşım yapmak için açılır bana göre. Siz paylaşım yaparsınız beğenileri toplarsınız eğer varsa birkaç soruya cevaplarsınız fakat metin olarak direk soru soramazsınız, isterseniz sorarsınız ama bence bu bir bloga yakışmaz.

Bloglarında şu özelliği beni çok sevdirir. Forum görünümden uzak tatlı bir tema ile blogunuzu neredeyse bir forum olarak kullanabilirsiniz. Mesela içeriğinizi oluşturur, forumdaki gibi yorumlar alabilirsiniz. Arama yaparsınız, yeni yazarlarınız farklı kategoriniz olur aynı forumlar gibi.. Daha basittir ve daha kullanışlıdır. Artı olarak içeriği görmek yorum yapmak için üye zorunluluğu yoktur. Bundan dolayı daha çok beğenilir

5-) R10 ve Zone'da üyeliğim var ama aktif bir kullanıcı değilim. Bir çok forumda aktif üyeliklerim ve yöneticiliklerim (MJ Türkiye, CMSTurk.Net) oldu ama şimdilik forumlardan kaçıyorum. Forumla ilk tanışmam 12 yaş civarında sohbet ve eğlence forumlarıyla tanışarak gerçekleşti. Kısa süre sonra webmaster forumlarına geçerek artık webmasterların alemine dahil oldum..

6-) Eğer bende iyi bir blog yazarı olurum diyorsanız bence en azından şimdilik blogspot'a giderek bir blog açın ve yazılarınızı bizimle paylaşın. Bakarsınız ilerde bir dmry, yakuter, wolkanca ( ve diğerleri ) gibi büyük bir blogcu olursunuz..

Hakan DEMİRAY [www.dmry.net]

1-) Hayır, bence forumlar blogların gölgesinde kalmadı. Örneğin forum.donanimhaber.com ya da forum.pclabs.gen.tr.. Günümüzde bile çok popülerler..

2-) Kalmadı..

3-) Evet benzer birşey sanırım. Aslında hala herkes forum kuruyor ve bir yandan blog kurmaya da devam ediyor.

4- Evet , blog ve forum farklı şeyler. Blog'ların çoğunda tek bir yazar vardır ve o ne derse o olur. Forumlarda ise birçok yazar (üyeler , mod.lar) bulunur.

5- Forumlar ile yaklaşık 3 sene önce tanıştım sanırım. Tam hatırlamıyorum. Aslında hiçbir forumun tam aktif üyesi olamadım. Ama son zamanlarda forum.donanimhaber.com ve r10.net forumlarında geziniyor ve görüşlerimi bildiriyorum.

6- Hayır.. İhtiyacım olan birçok bilgiyi hala forumlarda bulabiliyorum.

7- Şu an çok forum var. Ve bence bir çoğu gereksiz. Bir çoğunun içeriği tamamen kopya ve kaynaksız. Yine bir çoğunda ya mesajları okumak ya da verilen bağlantıları görebilmek için üye olmak gerekiyor. Bu ise vakit kaybı ve kullanıcı sıkıyor. Fakat blog.larda böyle zorunluluklar
bulunmuyor.

Mert ULAŞ [www.mertulas.blogspot.com]

1-) Evet.

2-) Bloglar daha kişisel ve bir yönetim söz konusu değil, bu da daha cazip geliyor insanlara. Forumlardaki gibi bir rütbe mantığı yok, herkes istediği bilgiyi paylaşıyor.

3-) Daha blog furyasının kat edeceği çok yol var, çünkü forum kültüründen farklı olarak ilk defainsanlar kendi yazılarını yazmaya başlıyor, sadece kopyala yapıştır paylaşımlar değil de biraz daha edebi ve daha kişisel olarak üretmeye ve bunları paylaşmaya başlıyor.

4-) Hayır kıyaslayabiliriz ikisi de bir konuda belli bir tartışma başlatabilir ve bu yönlerden ortak yönleri mevcuttur.

5-) Şu an için hayır, ilk 1999 yılında tanışmıştım yabancı bir forum aracılığı ile.

6-) Evet ama bloglar yüzünden değil, önceden de pek forumlar üzerindeki tartışmaları takip etmezdim.

Mustafa ŞAPÇILI [www.shapcy.com]

Forumların, tam olarak günlüklerin gölgesinde kalmış olduğunu söyleyemem ama forumların eskisi kadar rağbet görmemesinin en büyük sebeplerindendir günlükler.

Günümüzde benimsenen web anlayışı ve teknolojileri ile birlikte, internetteki içerik sayısı eskiye nazaran daha büyük bir hızla artıyor. Günlükler, bu bahsettiğim içerik artışını sağlayan büyük etkenlerden biridir. Aynı zamanda günlükler, içeriği arttırmakla kalmıyor, içeriğin yayılmasına da sebep oluyor. Eskisi gibi belirli kaliteli sitelerde toplanmıyor artık içerikler. Bunun yanında içeriğe ulaşmanın da arama motorlarınca ve yeni nesil tasarım anlayışıyla kolaylaştırılması;
insanların, sorularına aradığı yanıtları bu yayılmışlığa rağmen daha rahat bulmasını sağlıyor.

Forum sistemlerinde, genellikle soru-cevap yöntemine dayalı bir içerik oluşturma söz konusudur. Her ne kadar hâlâ araştırmaya üşenen kullanıcılar olsa da, sorularını forumlara yazmak yerine arama motorunun arama kutucuğuna yazan kullanıcı sayısı arttı. Arama motorlarının, kullanıcıları sonuca genellikle daha da hızlı ulaştırdığı bir gerçek. Muhakkak aramasında istediği sonuca ulaşamadığı zaman kullanıcının foruma yazması kadar doğal birşey yok ama eskiye nazaran çok daha genişlemiş olan yerel içeriğin de etkisiyle ulaşılamayan sonuç sayısı azaldı. Bu da forumların trafiğini azalttı ve araştırma sonuçlarında "blogosfer" arası dayanışmayla üst sıralarda çıkan günlüklere trafik sağladı.

Soru soranlar için durum böyle. Bir de forumları takip eden diğer kesimi konuşmak lâzım: Soru yanıtlayanlar. Araştırma yapmayıp tekrarlanan sorular, belli bir kaliteyi aşamayan sorular derken belki de kendini geliştirme adına soruları inceleyen kişiler, belli bir noktada takıldıklarını hissetmeye başlar ve artık o forumda olmak eskisi kadar zevk vermez. Günlükler ise bu soru yanıtlayan kişilere hem teknik araştırmalarını kullanıcılarla paylaşma, hem yöneltilen sorulara cevap verme, hem de stres atma ortamı sundu. Ve daha da derine inilirse maddi getiriler bile sağlayabildi. Bu pozitif yönler, soru yanıtlayanları da günlük tutmaya itti. Bu günlük tutmaya harcanan zaman, forumu eskisi gibi takip edebilmeyi (etmek istemeyi) de etkiledi...

Ben Türk-PHP yönetimindenim. Yönetiminde olmadan da takip ettiğim forumlardandı Türk-PHP. Ama forum takip etmem yaklaşık 4-5 sene önceye dayanıyor sanırım. Önceki forumlardan gördüğüm ve bizim de forumumuzdaki en büyük sıkıntılar belli kaliteyi aşamamak, soruların tekrarlanması... Bu sorunlar, forumda belli bir seviyeye gelen insanı forumda tutamamaya sebep oluyor. Ben de forumu eskisi gibi takip edemiyorum örneğin. Bahsettiğim rutinleşmeye kendi günlüğümü tutma hevesi gelince foruma ayırdığım zaman da daraldı tabi.

Günlük dünyasında ayrıca değinilmesi gereken bir nokta da yukarıda bir ara değindiğim "blogosfer" kavramı. Bu kavram sayesinde günlükçüler, büyük bir dayanışma örneği sergiliyor. Birbirlerini destekliyor, birlikte belli şeylere tepki gösteriyor, büyük bir araştırmanın parçası olabiliyor vs. Bu günlüklerin hem gelişmesine, hem de yeni günlükçülerin ortaya çıkmasını sağlayan bir kavram. Kaliteli günlük sayısı arttıkça, bizim de takip etmemiz gereken günlük sayısı artıyor ve günlük takip etmek de epey zaman alan bir iş haline geliyor. Bu da forum takip edememeye ister istemez neden oluyor.

Günlükleri, ülkemiz açısından değerlendirecek olursak henüz gelişme çağında diyebiliriz. Genel olarak bakarsak da yeni teknolojilerle günlüklerin daha da kullanılabilir olacağı, buna bağlı olarak da yerlerini daha da sağlamlaştıracağını söylebiliriz Bunun yanında biraz daha katedilecek yol olduğunu düşünüyorum. Özellikle Web 2.0 diye bahsedilen mantığın daha tam oturmadığını düşünürsek, günlüklerin de bu mantığın yerleşmesi sürecinde değişikliklere uğrayacağı kesin.

Sonuç olarak günlükler, yeni nesil web anlayışı ve teknolojileri ile birleşerek forumları gölgede bırakmıştır bana göre. Ama forumların tamamen göz ardı edilebileceğini de şu an için düşünemiyorum.

Okan VARDAROVA [www.tekmetokat.org]

1- Evet, forumlar blogların gölgesinde kaldı.

2- Çünkü insanlar özgürlük ister. Başka bir ülkenin egemenliği altında başka bir ülkenin kanunları çerçevesinde yaşamaktansa, kendi bağımsız ülkesi altında kendi kuralları dahilinde yaşamak ister. Bu yüzden kişisel bloglar çoğaldı. İnsanlar baktı ki web sitesi sahibi olmak için internet uzmanı olmak gerekmiyor. Blogların sayısı arttıkça arama motorlarında forumların önüne geçti. Yeni gelen nesil de forum yerine blog öğrenir oldu. Bu şekilde bir etkileşim..

3- Asıl blog yılı 2005 oldu. Bu tarihte blog kavramı resmen Türkiye'ye adım attı. Öncesindeki blogger sayısı 100'ün bile altındaydı. O günden bu yana bu katlanarak artıyor tabi. Yalnız örnek vermek gerekirse .blogspot.com uzantısı yavaş yavaş 7 sene öncesinin .cjb.net uzantısına dönüşüyor. Burda demek istediğimi anlayanlar anladı :) Çok blog olması blogların altın çağ yaşadığını göstermez. Ama tabi aralarından işime yarayanları ayıkladığımız düşünülürse durumdan çok da şikayetçi sayılmam. İyi gidiyor.

4- Forumda kişiler ön planda değildir. Blogda ise, her ne kadar tematik bir blog da olsa yazarı bir şekilde ön planda oluyor. Yazarı okuyoruz, onu tanıyoruz, onun bahsettiği olaylar karşısındaki tepkilerini ölçüyoruz. İnsan tanıyoruz. Forumda ise genel hava hakim.

5- Forumlarla 99 yılında tanıştım. Türkiye'nin en elit forumu olan Zoque Forum'un 2000 yılından bu yana aktif bir üyesiyim. İnternet kültürümü orada (ve tabii ki Pilli Network'te) oluşturdum.

6- Azalttığı doğru ancak bazı belli başlı forumlar her zaman için etkili kalmaya devam edecektir.

Tarık Furkan GÜVEN [www.tafugu.blogspot.com]

1-) Evet kaldı...

2-) Forum artık eskidi gibi yani blog piyasada yeni sunulmuş bir ürün (daha önce vardı ama bu kadar değildi..) O yüzden bloglar forumları epey gölgede bıraktı...

3-) Şuan bloglar bence daha gelişecek bir durumda gözüküyor.. Yani altın çağında yaşıyor demek şuan doğru değil.. Ama kesinlikle bloglar şuanda forumları geçmiş durumda..

4-) Evet..Çünkü ikisi farklı şeyler.Aralarında çok fark var..Bir forumda binlerce üye varken (yani yazar gibi) blogda en fazla onlarca yazar oluyor..O yüzden kıyaslanmaz bence...

5-) Evet. PCnet forumunda çok takılıyorum.. Arasıra olsa ShiftDelete.net forumlarında.. Forumla tanışmam ADSL ile oldu..

6- Evet..

Tunç KILINÇ [www.fikiratolyesi.com]

Blog ve forum bence çok da mukayese edilmemeli. İkisi de uzun yaşasınlar :)

Bildiğin gibi bloglar genelde tek (veya çok limitli sayıda) yazarın içerik öğrettiği yerlerken, forumlar tüm üyelerinin içerik yaratmasına imkan tanıyor. Bloglarda doğal olarak yazar öne çıkarken, forumlar daha çok konularıyla gündeme geliyorlar.

Ancak başarılı (ve uzun soluklu) bloglar bence yazarın kendini arka plana itip içeriği ile öne çıkakabilenlerdir.

Volkan ALABAZ [www.volkanalabaz.com]

1-) Evet bence de forumlar gerçekten blogların fazlasıyla gölgesinde kaldı kesinlikle katılıyorum.

2-) Şimdi bunun nedeni bir çok konuda ayrı mesela biz zaten memleket olarak modaya her konuda uymayı seviyoruz. Bloglar da son moda bence ve forumlar da insanlar tam olarak kendilerini ifade edemiyorlardı ama blog yazarak tam anlamı ile kendi görüşünü kendi imzasını atarak gerçekleştirebiliyorlar.

3-) Daha tam anlamı ile altın dönemini yaşamıyor gelişmesi lazım. Bakın Türkiye'de blog yazark para kazanan veya gerçekten tam anlamı ile blogun hedeflerine ulaşmasını saplayan çok insan yok. Evet çok insan blog yazıyor ama bunların çoğu kendi,kendini tatmin amaçlı çokta güçlü yazılar ve bloglar değiller. Saysanız 50-60 sayıyı geçmez bu da demek oluyorki daha tam gelişemedik. Saçma sapan sansürlerle bile uğraşan bir ülke burası.

4-) Hayır kıyaslayamayız.Tamam ikiside paylaşım için ama formatlar farklı.

5-) Çok fazla forumlara açıkcası takılmıyorum.Ama bir kaç üyesi olduğum ve karşılıklı paylaşım yaptığım forumlar var tabiki ve uzun zamandır tarihini hatırlamayacak kadar forumların varlığından haberim var.

6-) Evet bakamıyorum sadece bir iki tane var günlük takip ettiğim.

7-) Bence bloglar forumlardan daha faydalı.Ben forumlara pek alışabilmiş,ısınabilmiş bir insan değilim. Bloglar forumlardan daha çok yönü olan ve insanların daha çok şeyler öğrenebilecekleri paylaşabilecekleri alanlar. Ben birçok blogcu arkadaştan inanılmaz güzel bilgiler edindim ve faydasını gördüm. Umarım bloglar kendilerini daha çok geliştirebilirler. Yararlı bir araştırma yazısı olacak, güzel bir konu tebrik ederim.

Erhan MOLLAOĞLU [www.mafiamax.com]

1-) Genel anlamda evet. Ancak bir çok yazarımızın da söylediği gibi büyük ve oturmuş forumlar hala yerlerini koruyorlar.

2-) Şunu kabul etmeliyiz ki eğer bir forum düzgün bir şekilde kullanılırsa ziyeretçisine ve üyelerine çok şeyler öğretiyor. Ama forumların mantar gibi türemesi sonucu, gerçek forumların Google sonuçlarında ve dolayısıyla ziyeretçi sayılarında düşüşler oldu. Blogların içerikleri ise daha çabuk indekslendiğinden yavaş yavaş arama sonuçlarında bloglar ön plana çıktı. Yani bir nevi forumlar kendi kendilerine zarar verdiler. Farkındaysanız blog yazarları ve ziyeretçilerinin çoğu önceden bir forumda üye veya yönetici konumundalar. Bu bana forumlara doymuş kişilerin bloglara yöneldiğiniş göstermekte.

3-) Açık söylemek gerekirse blogküreyi Nisan ayından beri takip ediyorum. Ve blogkürenin altın bir dönem yaşayıp yaşamadığına karar verecek konumda değilim. Ama şu gerçekki bloglar belli konular üzerinde insanları çok iyi eğitebiliyorlar. Ayrıca çok daha kullanışlı ve geçerli yazılar çıkıyor. Bence herşeyde olduğu gibi değişim ve gelişimin sonu yoktur. Yani daha çok yolumuz var :-))

4-) Gerek yazılım altyapısı gerekse paylaşım altyapısına bakarsak karşılaştırmak çok yanlış olur. Ama iki yapıda da bir şeyler paylaşılıyor ve tartışılıyor.

5-) PCnet forumlarının aktif üyesiydim. Bu son zamanlarda iyice uzaklaşmaya başladım. İlk tanışmam yine PCnet forumu sayesinde 2004 yılında olmuştu.

6-) Evet. Çünkü bloglara bakmak oldukça çok zamanımı alıyor. Ama tamamiyle de forumları bırakmış değilim.

7-) Bence forumları düzgün kullandığımız sürece ve "arama" yaptığımız sürece forumlar ayakta duracaktır. Bloglar ise bir çok kişinin iç dünyasını yansıtmasına olanak sağlamıştır. Ayrıca bilgi birikimini paylaşmasına da vesile olmuştur. Her ne kadar blogların popüleritesinin şu an için forumlardan daha fazla olduğunu düşünsem de iki yapıda bize gerekli.

Son olarak bu araştırmaya katılan tüm blog yazarlarımıza teşekkürü bir borç bilirim.
Saygılarımla...


Yazının devamını okuyun...>>

MAFIA 2'nin Gerçek Yüzü


MaFiAMaX Blog!'u takip edenler MAFIA oyununun benim için ne kadar özel olduğunu bilirler. Geçenlerde haberini vermiş olduğum MAFIA II oyununun videosunu sizlerle paylaşmıştım. Ama videonun YouTube üzerinde olması nedeniyle görüntü kalitesi iyi değildi. Şimdi sizi IGN.com üzerinde bulunan videosuna davet etmek istiyorum. Görüntü kalitesini görünce şaşıracaksınız. Tabiki bu tanıtım videosu ama oyun içi görüntülerin de çok iyi olacağına eminim.

Video: http://media.pc.ign.com/media/957/957839/vid_2105519.html


Yazının devamını okuyun...>>

Uzakdoğulu Ajdar

Canım sıkılmış YouTube sitesinde geziniyordum. YouTube'un şu an izlenenler kısmında karşılaştığım bir video bana Ajdar'ı hatırlattı. Videoda bulunan uzakdoğulu vatandaşın bir şarkı söylemesi ve dans etmesi var ki Ajdar'ı çok kıskandıracak :-))

Laf aramızda Ajdar'ı bindiğim İETT otobüsünde görme şerefine nail olmuştum. :-))

İşte Uzakdoğulu Ajdar:


Yazının devamını okuyun...>>

Son Yorumlar