Bilgisayarın İç Organları-Bölüm 2

Ekran kartları özellikle oyun oynadığımızda gerçek yüzlerini gösterirler. Ayrıca son zamanlarda HD videoları izlerkende ekran kartlarının performansını bariz şekilde ortaya çıkıyor. Ekran kartları çok geniş bir ürün yelpazesine sahip olduğundan kullanıcıların en fazla aklını karıştıran donanımlardır. Ekran kartı seçiminde en çok hataya düşen kullanıcılar ise doğal olarak yeni kullanıcılar.

Yazımın en başında Nvidia ve ATI'nin, ekran kartı yonga üreticilerini olduğunu belirtmek isterim. Yani ekran kartı markanız ASUS, Saphire, MSI, XFX, Palit gibi üreticilerin markasına sahip olabilir. Ancak kullandığı yonga ya ATI yada Nvidia yongasıdır. Yukarıda saydığım üreticilerin aynı marka ve model ekran kartları tasarımda ve bazende performansta farklılıklar gösterebilir. Bunun temel sebebi aynı yongaları kullansalarda farklı üretim teknikleri ile ekran kartlarını üretip, soğutma teknolojilerinin de farklı olmasıdır.

Peki bu ekran kartlarını hangi kritere göre
değerlendireceğiz?


Ekran kartlarının performansını etkileyen en önemli faktörlerin başında işlemcisi, kullanılan RAM'ler ve RAM'lerin kullandığı bant genişliği gelir. Ancak donanımlar hakkında bilgisi olmayan kullanıcıların en büyük yanılgısı ekran kartlarını yalnız başına RAM miktarına göre değerlendirmeleridir. Bunun diğer bir boyutunu düşündüğümüzde işler daha içler acısı hale geliyor. Çünkü kullanıcının donanımlar hakkında bilgi sahip olmaması normalken bu donanımları satan satıcılarda RAM miktarına göre ekran kartlarını pazarlıyorlar. Belki bunu karşılarındaki alıcılar anlasın diye yapıyorlar diye düşünebilirsiniz. Evet bazıları gerçekten de öyle yapıyor, ama azınsanmayacak kadar satıcı da tam tersini yapıp aldatma yoluna gidiyorlar.

Aslı olan ise işlemcisi ve buna paralel olarak kullanılan RAM'dir. İşlemci ve RAM arasındaki ilişkiyi çok basit bir örnek ile özetlemek gerekirse;

Duvar ören bir ustamız olsun. Birde ustamıza tuğla getiren tuğla kamyonları olsun. Burada ustayı işlemci gibi düşünüp, tuğlaları ise RAM olarak düşüneceğiz. Bu örmekte ustamızın saatte 100 tuğla ördüğünü düşünelim, bu halde kamyonların saatte en az 100 tuğla getirmesi ustamız için yeterli olacaktır. Ancak bunun da altına düşmemesi gerekir, zira düşerse ustamız beklemek zorunda kalacak. Ancak kamyonların saatte 300 tuğla getirmesi de bize bir avantaj sağlamayacaktır.Bu örneğe bakarak şunu çıkartmalıyız. Ekran kartı işlemcisinin gerek duyduğundan fazla RAM miktarına sahip olması bize performans artışı sağlamayacaktır. Sadece fazla para vermemize neden olacak. Piyasada 256 MB belleğin hayli yeterli olduğu kartların 512 MB'lık versiyonları oldukça fazla. Ama örnekte belittiğim gibi işlemcinin süre/iş oranı çok önemli. Ayrıca bu kartların bellek bant genişliği çoğunlukla 128 bit olduğundan hız belli bir sınırın üstüne çıkamaz. Bu gibi kartlar genellikle giriş seviyesi kartlar. Yani çok fazla performans göstermesi beklenmeyen kartlar. Üst seviye ekran kartlarına ise en az 256 MB belleğin gerekmesinden 512 MB'lık versiyonlarında performans artışı bir hayli olabiliyor. Ayrıca günümüzde bu kartların bant genişliği 512 bit.

Tabi ekran kartlarının işlemcileri, destekledikleri teknolojilerde de belirleyici oluyor. Bu teknolojiler görüntünün kalitelisini arttırmak için kullanılıyor.

Bu teknolojiler:

  • Microsoft DirectX (En güncel sürüm DirectX10)
  • Shader Model (En güncel sürüm 4.0)
  • OpenGL (En güncel sürüm 2.0)
  • HDR (Dinamik ışıklandırma teknolojisi)
  • ...

Son zamanlarda ekran kartı alacakların aklını en çok karıştıran konu ise Microsoft'un Vista işletim sistemi ile çıkan DirectX10 teknolojisi. Çünkü bu teknoloji yukarıda da belirttiğim gibi direkt olarak ekran kartı işlemcisi ile alakalı. Yani ekran kartınız desteklemiyorsa bu teknolojinin getirdiği grafik şölenini yaşayamıyor olacağınız. Piyasada hali hazırda bir çok DirectX9 uyumlu kart var. Üstelik bunlar arasında high-end olarak nitelendirilen çok üstün kartlarda var. Ancak bunların Directx10'u desteklememesi yüzünden çıkmaları ile eskimeleri bir oldu. Bilinçli tüketiciler ekran kartı piyasasındaki bu geçiş sürecinden en az etkilenmek için biraz daha bekliyor. Çünkü piyasanın iki dev ekran kartı yonga üreticisinden olan AMD (eski ATI) DirectX10 uyumlu kartlarını Nvidia'dan bir hayli sonra çıkarttı. Asıl bundan sonra ekran kartlarındaki geçiş süreci daha hızlı olacak.

Son olarak her nekadar uzun süre önce çıksalarda PCI-E ekran kartları ile AGP ekran kartlarının aralarındaki farkı da açıklamak istiyorum. AGP ve PCI-E, ekran kartlarının anakartla iletişime geçtiği bağlantı noktalarına verilen adlardır. Bunlardan eski olanı AGP standardıdır. Gelişen teknoloji ile ekran kartları aynı sürede daha fazla iş yapmaya başladılar. Ancak daha fazla işi aynı boğazdan (AGP) geçirmek haliyel performans düşüşüne sebeb olacağından yeni bir standart getirildi ve PCI-E adını aldı. AGP standartında en yüksek veri hızı 8x250MB/sn iken PCI-E standartında 16x250MB/sn hızına ulaştı.

Nvidia SLI ve ATI Crossfire diye
birşey duydum. Bunlar
nedir?


Başlıktan da anlaşılacağı gibi SLI (Scalable Link Interface) Nvidia'nın, Crossfire ise ATI'nin geliştirdiği teknolojiler. Bu teknolojiler aynı anda iki ekran kartının bir bağlantı köprüsü yardımı ile bağlanıp çalıştırılmasını sağlıyor. Hal böyle olunca grafik performansı tavan yapıyor. Ancak ekran kartlarını çiftler halinde kullanabilmek için aynı model olmaları şart. Yani Nvidia 6600 GT yongasına sahip bir ekran kartını yine Nvidia 6600 GT yongasına sahip ekran kartı ile SLI modda çalıştırabilirsiniz. Zaten tam uyumluluk olması için aynı marka üreticilerin kartları kullanılması gerek.

Yeni bir sistem kuracaklara önerim, eğer media ağırlıklı bir PC kuracaksanız kesinlikle bu vakitten sonra DirectX10 destekli bir ekran kartı almanız gerekli.


Yazının devamını okuyun...>>

Bilgisayarın İç Organları-Bölüm 1

Bilgisayar bileşenlerini ortalama her kullanıcı bilir. Ancak bir çok kullanıcı nın kulaktan dolma bilgilerle yanlış donanımları seçmeleri içten bile değil. Genellikle bu kullanıcılar ya yeni kullanıcılar oluyor ya da donanımla ilgilenmeyen kullanıcılar oluyor.

Şimdi donanımları inceleyelim ve kulaktan dolma bilgilerin ne kadar doğru olduğunu hep beraber irdeleyelim. Bu yazımda merkezi işlemcileri-CPU anlatmaya çalışacağım. Yazımda çok fazla teknik detay olmayacak, bunu yerine herkesin anlayacağı bir üslupta yazmayı seçtim.

Merkezi İşlemci-CPU

Bilgisayarımızın kalbi olarak nitelendirebileceğimiz işlemciler, performansı etkileyecek en önemli parçalardan biridir. Çünkü bilgisayarımızda yapılan tüm hesaplamaları işlemciler yapar ve bunların sonucunu ilgili donanımlara gönderir. Örneğin bilgisayarımızda müzik dinliyoruz. Bu müziği hangi dosya formatında kodlanmışsa (.mp3, aac..) o formatını çözüp sonra ses kartının anlayacağı şekilde tekrar kodlayıp gönderen işlemcidir. Ses kartı ise işlemciden aldığı bilgileri tekrar kodlayıp biz insanların anlayacağı bir şekle dönüştürür.
Günümüzde, işlemcileri başta Intel, AMD, IBM gibi firmalar üretmekte. Bunların içinden Intel ve AMD son kullanıcılara yönelik işlemciler üretmektedir. İşlemci yapıları sadece biz son kullanıcıların bildiği işlemciler olarak üretilmemektedir.

İşlemci piyasasında Intel ve AMD var
dedik. Peki bu iki firma arasından hangisi daha performanslı işlemciler
üretiyor?

İşte bu soru çoğu zaman forumlarda sorulur ve sayfalarca Intel vs. AMD çekişmelerini okursunuz. Aslında çoğu kullanıcı kendi kullandığı işlemciyi över ve bir türlü sonuca ulaşılamaz. İşin aslı ise her iki işlemci üreticiside birbirine üstünlük sağlayan işlemciler üretmektedir. Zaten iki firmanın işlemci yapıları da oldukça farklı. Son 3-4 seneye bakacak olursak, Intel işlemcilerde performans artışını işlemci frekansını ve önbellek miktarını arttırarak yapıyordu. Artan çalışma frekansları daha fazla ısı demekti. AMD ise çalışma frekanslarını arttırmak yerine işlemci mimarisindeki avantajı kullanarak daha düşük çalışma frekansı ile kendisinden daha yüksek frekanslarda çalışan Intel işlemcilere kafa tutuyordu. Aslında bunu büyük miktarda HyperTransport™ teknolojisine de borçlu. Bu teknoloji ile günümüzde 2000MHz'e varan bant genişliğine sahip olan işlemci, diğer donanımlarla çok daha hızlı veri alışverişinde bulunuyor. Intel'de ise bu bant genişliği 1066 MHz'de. Yakın zamanda çıkacak 45nm üretim teknolojili Intel işlemciler ise bant genişliği 1333MHz'e çıkacak. Ancak bunu belirtmek isterim, Intel'in bant genişliği düşük diye AMD'den geri kaldığını düşünmeyin. Zira Intel Core 2 Duo işlemci ailesi ile AMD'ye son bir yıl içinde çok zor günler geçirtti.
P4 işlemciler ile AMD karşısında kan kaybeden Intel, Core 2 Duo mimarisi ile öyle bir şaha kalktı ki, AMD bir yıldır nefes alamaz hale geldi. Intel üzerinden attığı ölü toprağını sanki AMD'ye attı. Çünkü bir senedir işlemci piyasasında çok iyi işlemciler çıkarıp bunlarıda uygun fiyata sattıkça bir çok kullanıcı nasıl bir zamanlar Intel'den AMD'ye geçtiyse bu seferde AMD'den Intel'e geçmeye başladı. AMD'nin uzun bir zaman geçsede Intel'e yeni çıkacak Barcelona kod adlı işlemcileri ile cavap vereceğini bekleniyor.

Bu Core 2 Duo Nedir?

Core 2 Duo, çıkmadan hemen önce, Intel P4 çekirdeklerini çiftler halinde bir araya getirip bunları çift çekirdek olarak piyasaya sürdü. Bunlar Pentium D olarak adlandırılan işlemciler. Bu işlemciler teoride çift çekirdekli gibi görünsede aslında iki işlemcinin paralel çalışmasından başka bir şey değil. Bu yüzden de "doğal çift çekirdek" gibi performans veremiyorlar. Bu işlemcilerde önbellekler de ayrı ayrı kullanılıyor. (2MB+2MB)

Core 2 Duo işlemciler ile birlikte tek bir işlemci paketi içinde iki çekirdek aynı önbelleği paylaşarak kullanıyor.(2MB veya 4MB payşaşımlı) Ayrıca kullanılan yeni mimari P4 mimarisinden çok daha üstün olduğundan performans artışı bir hayli oldu. Artık döngü başına daha fazla işlem yapabilen işlemciler, P4 işlemcilerden farklı olarak düşük çalışma frekansında çalışıyorlar. Öyleki en yüksek çalışma frekansına sahip Intel® Core™2 Extreme İşlemci olan QX6800 (8MB paylaşımlı önbellek) 2,93 MHz hızında çalışırken bu değer Pentium® 4 İşlemci Extreme Edition 965(2MB+2MB önbellek) 'te 3,73GHz.
Çift Çekirdekli İşlemcilerden Yeterince
Faydalanabiliyor muyuz?


Bu sorunun cevabı hem evet hem de hayır. Çünkü bizim işlemcimiz kaç çekirdekli olursa olsun eğer kullandığımız yazılım eski bir yazılım ise veya çift çekirdek ile çalışabilmesi için yaması yoksa, bu yazılım işlemcimizden yeterince faydalanamaz demektir. Bu yüzden sürekli güncellenen yazılımlar genellikle "çift çekirdek yaması" adında yamalar çıkararak yazılımlarını güncellediler. Buna kullandığımız işletim sistemi Windows XP'de dahil. Ancak tam olarak verim almak istiyorsanız çoklu çekirdeklerle tam uyumlu Vista işletim sistemine geçmeniz gerekecek.

İşlemciler hakkında son zamanlarda yaşananları anlatmak istedim. Sizinde varsa yanlışlarımı yorum kısmında belirtmenizi ve yine varsa görüşlerinizi almak isterim.


Yazının devamını okuyun...>>

Bahar Temizliği

Her bahar geldiğinde bir çok yerde bu konu konuşulur. Bir çok araç önerilir ve bilgisayarda temizliğin incelikleri anlatılır. Bende bildiklerimi ucundan kıyısından anlatmak istiyorum.

Uyarı: Bu işlemler başta Windows XP olmak üzere Windows işletim sistemleri için geçerlidir.

Temizliğin nasıl yapıldığını mı merak ediyor sunuz? Vakit kaybetmeden yazının devamını okuyun...

Bir çok kullanıcı, bilgisayarının ilk zamankine göre performansının düştüğünü, açılış-kapanış sürelelerinin arttığını, programların geç açılmaya başladığını söyler. Öncelikle HDD'ye sürekli bir şeyler yazılır, silinir, gerektiğinde de kaydedilir. Ancak günlük kullanımımızda o kadar çok program HDD'e bir şeyler kaydeder ki zamanla bilgisayar hantallaşmaya başlar. Hele bilgisayarımız internete bağlı ise deyim yerindeyse HDD'niz otobana döner. Asıl temizlikte bu zaman derinleşiyor. İnternete bağlı olamayan bir bilgisayar için temizlik daha zahmetsiz olurken, internete bağlı bir bilgisayar için bu durum tam tersidir. Internet sitelerinden gelen çerezler(cookie), temporary dosyaları(sitelerin bir daha ki açılışlarında daha çabuk görüntülenmesini sağlayan dosyalar), temp dosyaları(bilgisayarınızdaki programlar ve işletim sisteminiz tarafından oluşturulan geçici dosyalar), prefetech dosyaları(XP, bilgisayarınızda başlattığınız her programın bir .pf dosyası oluşturur. Bu dosyalar o programları bir dahaki başlangıçlarında daha hızlı başlamaları içindir), vs... bunun gibi bir çok dosya kümesi bilgisayarınızın performansını arttırmak için oluşturulur. Ancak zamanla bu dosyalar kabarmaya başlayınca tam tersi bir etki göstermeye başlar. İşte burada biz devreye gireceğiz. Biricik evlatlarımızı bu karmaşadan, pasaklıktan kurtarmalıyız.

HDD yapıları gereği bir bilgiyi yazdığında rasgele bölgelere yazar. Örnek vermek gerekirse HDD'nizde 50 tane kasa olsun. Siz bu kasalardan birine para koymak istiyorsunuz ama HDD'kiniz diyorki yok arkadaş öle olmaz. Birazını bu kasaya koy, birazını da şu kasaya koy. Sonra ne oluyor. Siz paranızı çekmek istediğinizde bir o kasaya gidiyorsunuz, bir öbür kasaya. Bu dah haliye zaman alacaktır. Tabi bu dediğim senaryolar bilgisayarda zaman geçtikçe ortaya çıkmaya başlar. İlk zamanlarda siz bu dediklerimi hissetmezsiniz. Bu sorunu çözmek içinde disk birleştirme programları kullanmalıyız.

Yukarıda bahsettiğim dosya kümeleri en çok bilinenler. Ancak daha başka temizlenmesi gereken klasörlerde vardır. Burda devreye yardımcı programlar giriyor. Belli periyotlar ile bu temizlikleri yaparsak, sorunları en aza indirmiş oluruz.

Programlar: Registry Mechanic; CCleaner; PerfectDisk 8; Advanced Registry Optimizer 5... bunlar gibi bir çok program mevcut.

Şimdi programlardan bahsetmek gerekirse, ben Registry Mechanic ve CCleaner programlarını kullanıyorum. Aslında ikisi aynı işi yapıyor ama birbirlerinin eksiklerini gideriyorlar. Tabi şunu belirtmek gerek, Registry Mechanic ücretli bir program olduğundan bulduğu tüm hataları gidermiyor. CCleaner ise tamamen ücretsiz ve Türkçe dil desteği var. Ayrıca çok kolay ve kullanışlı.

Tabi bu anlattığım programlar bilgisayarınızda zararlılar yoksa geçerli. Virüsler, trojanlar, solucanlar bilgisayarınızda yuva yapmışlarsa, ne yaparsanız yapın sisteminiz sorunlu olacaktır. Virüsleri ve spyware'ları temizlemek için program önermeme gerek yok sanırım. Çünkü interneet bağlı olan her makinede bir Antivirüs Programı ve Antispyware Programı olması gerekir. Yalnız şuna değinmek istiyorum, spyware programlarının bir çoğu arka planda çalışmaz, yani siz tarama yapana kadar hiç bir şeyin farkında olmazlar. Bunun için arka planda çalışan türlerini kullanmak daha akıllıca bir çözüm olur. Bunlardan en iyisi Windows Defender ve Spyware Doctor 5'tir. Windows Defender'ı orjinal XP'ye sahip olanlar kurabilir-ücretsizdir. Spyware Doctor ise ücretli bir programdır. Onuda belli bir süre boyunca deneme sürümü olarak kullanabilirsiniz.

Gel gelelim icraata;

İlk adım olarak bilgisayarınızda virüs ve spyware taraması yapalım. Virüsler ve spyware yazılımları doğaları gereği bizden sürekli kaçarlar. Onların en az aktif oldukları zaman bilgisayarın "Güvenli Kipte" çalıştığı zamandır. Bizde temizliği daha etkili yapmak için bilgisayarı Güvenli Kipte açacağız. Güvenli Kipte açmak için; bilgisayarınız açılırken BIOS (siyah ekran) ekranına geldiğinde F8 tuşuna bir kaç defa basıp, açılan ekrandan klavye yön tuşları yardımı ile "Güvenli Kipte Başlat" seçeneği üzerine gelip enter demeliyiz. Bundan sonra bilgisayar normal bir başlangıçtan farklı olarak, XP'yi ayakta tutabilecek kadar programı çalıştırır. Diğer tüm programlar çalışmayacaktır. Güvenli kipte açıldıktan sonra virüs ve antispyware temizliğine kalkışıp bir güzel günahlarımızdan arınmalıyız.

Virüs ve spyware temizliği bittikten sonra (tabi bunlar iyimser konuşmalarım, çünkü genellikler virüsler çok zor silinir, ayrıca bahsettiğim virüsler bilgisayara kalıcı zarar vermeyenler iseler bu çözümler işe yarar), isterseniz bilgisayarınızı yeniden başlatın, ister Güvenli Kipte kalın. Şimdi bilgisayarda geçici dosyaların temizliğini yapma vakti.

Registry Mechanic programı;

Program ilk açılışında size "Select an Action" başlığı altında 3 seçenek sunar. Bunlar:1-Scan Your Registry (Kayıt defterini tara)2-Optimize Your System (Bu seçeneği bir kaç kez kullandım ama işe yaradığı söylenemez)3-Compact Registry (Kayıt defterinde sıkıştırma yapar, daha doğrusu boş alanları temizliyip, kayıt defterinin esnekliğini artırır)

1. adımı seçip programın kayıt defterini taramasını bekledikten sonra -ki ilk defa taratırsanız uzun sürebilir size bir sonuç tablosu çıkaracak. Bu tabloda hangi kayıtın nerde olduğu da gösterilir. Sizin tek yapmanız gereken "Repair" demek.

3. adımı seçtiğimizde bize kayıt defterinin yedeğini almak isteyip istemediğimiz belirmek için bir işaret kutucu verilir. Siz bir sorunla karşılaşmaktan korkuyorsanız yedeğinizi alabilirsiniz. Ama şimdiye kadar ben hiç bir sorun ile karşılaşmadım. Daha sonra yönergeleri izlemeniz yeterli.

CCleaner;
Program tamamen Türkçe bir arayüze sahip olduğundan kullanamsı çok basit.

1- İlk açılılış ekranında "Cleaner" menüsü gözükmekte. "Analiz" butonuna bastığımız anda CCleaner bilgisayarımızda tick olarak iaşretlenmiş tüm dosya kümelerini inceler ve silinmesi gerekenleri size gösterir. Analiz bittikten sonra "Temizliğe Başla" botunu ile tertemiz bir bilgisayara çok yaklaşmış olursunuz.

2- Sıra "Sorunlar" menüsü altında kayıt defterinde temizlik yapmaya geldi. Burada da "Sorunlar için Tara!" butonunu kullanarak tarama yaptıktan sonra, "Seçili Sorunları Çöz" butonuna basabilirsiniz. Burda da kayıt defterinin yedeğini almak isteyip istemediğiniz sorulacak. Karar verdikten sonra temizliği bitirebilirsiniz.

İster CCleaner ister Registry Mechanic, isteseniz de başka bir program kulanın. Bu adımları yaptıktan sonra düzenli bir şekilde; örneğin haftada bir temizlik yaparsanız, sürekli temiz bir bilgisayara sahip olursunuz. Ancak özellikle Temp ve Temporary klasörlerinin sürekli temizlenmesi performans artışı yerine düşüşü yaşatır. Herşey kararında olmalı.Kayıt defterinin temizliği ise sürekli yapılsa daha iyi olur.

Bilgisayarınızda ilk defa temizlik yapıyorsanız bu temizlikten sonra HDD'kinizi birleştirmenin zamanı gelmiştir. Bunun içinde ben Başlat>Tüm Programlar>Donatılar>Sistem Araçları>Disk Birleştiricisi programını kullanıyorum. Bu program XP'nin kendi programı. Bir çok kullanıcı bu programın yeterince performanslı olmadığını söyler. Eğer sizde daha iyi bir birleştirme yapmak isterseniz PerfectDisk 8 programını kullanabilirsiniz.
Bu güzel temizlikten sonra arkanıza yaslanın ve bilgisayarın keyfini çıkarın.
MaFiAMaX


Yazının devamını okuyun...>>

Dizi Keyfi Başkadır!

Diziler bir çok televizyon izleyicisi için vazgeçilmezdir. Bazı televizyon izleyicileri bir diziyi takip ederken bazıları ise nerdeyse her akşam farklı bir diziyi takip eder. Gerçek şu ki eğer bir dizinin fanatiği olursanız, dizide gerçekleşen saçmalıklar gözünüze gözükmez olur. Tabi bazı çok dikkatli ve eleştirel gözle izleyen izleyiciler ne olursa olsun prensiplerinden vazgeçmez ve en çok sevdiği dizi de olsa hatalarını bulur ve söyler. Bana gelirsek, sanırım fazlasıyla 2. tip tv izleyicisi profilindeyim.

En son izlediğim yerli dizi Kurtlar Vadisi idi. Ondan öncesinde ise Çocuklar Duymasın dizisini izlerdim. Herhalde daha öncesi yok gibi birşey. En azından hiç bir diziyi bu 2'si kadar takip etmedim. Kurtlar Vadisi sevdam 2.sezonda başladı. Ondan öncesinde babam izler ben ise "ne anlıyorsun bundan?" diye yakınırdım. Takii 2.sezona gelinceye kadar. Beni bir izleme aldı gitti. Her Perşembe'yi iple çekmeye başladım. Ama baktım ki ne kadar da sevsem her izleyişimden sonra "saçmalıkla dolu bir dizi" diye de sitem ediyordum. Daha sonra git gide soğumaya başladım, ancak o kadar izleyipte sonunu görmemek istemiyordum. Bu yüzden de diziyi bitene kadar izledim.

Bu izlediğim son yerli diziydi. Kaldı ki 2006 ilkbaharından önce de yabancı dizi izlememiştim. İzlediğim ilk yabancı dizi Prison Break'ti. Bu dizi aklımı başımdan almıştı. Yavaş yavaş yerli dizilerin niye bu kalitede çekilmediğini sorgulamaya başladım. Daha sonra bundan önce izlediğim tüm dizileri bir köşeye attım ve boşuna izlediğimi düşündüm. Bendeki fanatiklik o kadar arttıki etrafımdakileri bu diziyi izlemeleri yönünde zorlamaya başladım. Eminim bir çoğunuz bunu yapmıştır. :-) Ben Prison Break'ten başka bir diziyi düşünmezken, bir gün ilköğretim okulu öğretmenim(hala görüşür, sohbet ederiz) sayesindeLost ile tanıştım. Tanıştım ama ne tanışma. Malumunuz Lost ücretli bir platformda yayınlandığından Lost DVD'leri ilaç oldu bize. Kardeşimde bana çekmiştir dizi izleme konusunda. Sömüre sömüre bir şey yapmak deyimi vardır ya... İşte biz Lost'u sömüre sömüre izledik. Her akşam 3 ila 6 bölüm izledik. Bu dizide de saçmalıklar oluyor, ancak diziden nefret edilecek kadar değil...

Artık iki tane çok iyi diziyi izlemenin verdiği zevkle, yerli dizileri görmez oldum. Hatta Kurtlar Vadisi Pusu'yu duyduğumda da hiç umursamamıştım. Sadece ilk bölümünü meraktan izlemiştim. 5. bölüme kadar olan bölümleri ise izlemedim. 5. bölümü ise reklamlarda tesadüf eseri gördüm ve baya hoşuma gitti. Bende izlemeye karar verdim ve izlediğime de deydi doğrusu. Çünkü onca bölüm izledim, ilk defa mantık hatalarının sıfır denecek kadar azdı olduğunu gördüm. Sanırım Pusu çok daha profesyonel çekiliyor.

Prison Break'i tvde takip ediyordum. Ancak 2. sezonu kaçırdığımdan dolayı sonra izlemeye karar verdim. Pusu bu boşluğu doldurur inşallah. Hep beraber göreceğiz...


Yazının devamını okuyun...>>

iGoogle

iGoogle, Google sayfasını bir çok hazır modülü kullanarak kişiselleştirebilmenizi sağlıyor. Ancak bunu yapabilmeniz için Google hesabınız olmalı.

iGoogle sayfanızı kişiselleştirmek için bir çok seçenek mevcut var. Bunlardan en önemlisi sayfaya sizi yansıtacak bir tema seçebiliyorsunuz. Tabi servis yeni olduğu için şu an tema sayısı az. Temaların etkileşimli olduğunu belirtmemde fayda var. Kendi iGoogle sayfamda "Tatlı Rüyalar" temasını kullanıyorum. Tema akşam saatlerinde gün batımı havasında iken, gece yarısı zifiri karanlıkta ay ve yıldızlar şeklini alıyor. Yazının devamında iGoogle'ın derinliklerine dalıcaz. :-)

iGoogle Web 2.0 teknolojisi ile yapılmış. Öyleki sayfadaki herhangi bir modülü fare ile tutup sayfada istediğimiz yere koymamız mümkün. Ayrıca tüm konular işletim sistemlerinde olduğu gibi açılır-kapanır tuş yardımı ile gerektiğinde küçültülebiliyor.

iGoogle ilk olarak "Ana Sayfa" diye bi sekme ile geliyor. Burda da tıpkı Firefox ve Internet Explorer da olduğu gibi sekme mantığı var. Her sekme ayrı bir sayfa olduğu için, ayrı ayrı sayfalar tasarlayıp, kategorilere ayırmanız mümkün. Örmeğin bir sekmeyi "Haberler", diğer bir sekmeyi "Araçlar" şeklinde özelleştirebilirsiniz.

Şimdi her hangi bir sekmede modül eklemeyi öğrenelim. Ben burada modül diyorum ancak iGoogle bunlara "Konu" adını vermiş. Sayfanın hemen üstünde sağ tarafta "Konu ekle" linkine tıklayınca bize ekleyebileceğimiz konuları gösteren bir sayfa karşılayacak. Bu sayfada kategorilere ayrılmamış şekilde bir çok konu bizim onları eklememiz için bekliyor. Benim dikkatimi çeken bir kaç konuyu burda sizinle paylaşacağım. Diğerlerini siz deneme yanılma yoluyla öğrenirsiniz. Şunuda belirtmekte fayda var; "ABC Gazetesinde Son Dakika", "ABC Forum" gibi konuların çalışma mantığı RSS beslemesi.

Gelelim sevdiğim konu başlıklarına;

Eğer sizde benim gibi Gmail servisini kullanıyorsanız ilk ekleyeceğiniz konu Gmail olmalı. Böylece mailinize gelen e-postaları görmeniz mümkün olacak. Ayrıca hızlı bir şekilde posta oluşturabilirsiniz. Gelen kutusundaki postaların en fazla 9 tanesini görüntüleyebiliyorsunuz.

Diğer bir kullanışlı konu ise Hava durumunu öğrenebileceğiniz konu. Böylece istediğiniz şehrin 3 günlük detaylı hava durumun öğrenebilirsiniz. Diğer bir güzel konu başlığı ise güvendiğiniz bir sitenin bir çok konudaki haberlerini RSS beslemesi olarak görüntüleyebilmeniz. Ben burda "NTVMSNBC-Teknoloji" konusunu kullanıyorum.

Başta da belirttiğim gibi bir çok konu var. Bunları deneyerek öğrenebilir, işinize yaradığını düşündüğünüz konu başlığını sayfanızda herhangi bir yere koyabilirisiniz. Aklınıza şöyle bir soru gelebilir;

"Ben zaten Gmail mail adresime kendi sayfasından giriyorum, ayrıca hava durumunu da her zaman girdiğim bir haber sitesinden görebiliyorum. Niye iGoogle'u kullanayım?"

-Çünkü iGoogle ile bir çok şeyi aynı sayfada görüntüleyebilme şansınız olacak.

iGoogle' nasıl ulaşacağınıza gelirsek, Google ana sayfasında oturum açınca, yine üstteki menülerde iGoogle linkini göreceksiniz. Buraya tıkladığınızda iGoogle sayfanıza ulaşacaksınız. Ulaştıktan sonra tek yapmanız gereken, sayfanızı imkanlar el verdiğince kişiselleştirmek. iGoogle'a daha çabuk erişebilmek için http://www.google.com.tr/ig?hl=tr adrsini internet tarayıcınızda giriş sayfası olarak ayarlayabilirisiniz. Eğer tarayıcınızda çerezler(cookie-sayfanın sizi tanıyabilmesi için gerekli bilgi) saklanıyorsa direkt olarak sayfa sizi tanıyacaktır, yok saklanmıyorsa hesabınız ile oturum açacaksınız.

En son Google şirketinin bu servisi ile ilgili uyarısınıda okumanızı öneririm.

Bu dizindeki içeriğin birçoğu, Google tarafından değil, başka
şirketler veya Google kullanıcıları tarafından geliştirildi. Google,
performansı, kalitesi veya içeriğiyle ilgili hiçbir vaatte bulunmaz. Google, bir
dizine ekleme karşılığında ücret almaz veya daha iyi bir yerleşim için ödeme
yapılmasını kabul etmez.


Yazının devamını okuyun...>>

The Reaping-Hasat Zamanı

İlk öncelikle filmi anlatmayacağımı söylemek isterim, böylece filme gitmeyi düşünenler için bu yazıyı sonuna kadar okumalarında sakınca yok.

Bu yazıyı yayımladığın günün akşam üstü arkadaşlar ile sinemaya gitmeye kara verdik. Aklımızda hiç bir film yoktu. Spider-Man 3 bizim için bir seçenek olmaya başlamışken, bir anda olan oldu ve Spider-Man 3'ün kapalı gişe olduğunu gördük. Arkadaşlarım Hasat Zamanı'na gidelim, dediler. Bende onlara güvenip tamam hadi izleyelim dedim, ama içimden de acaba yanlış bir film mi diye de geçirmedim değil.

Tam 1,30 saat sonra tüm endişelerimin yerini mutluluk kaplamış, filmi izlediğimden dolayı kendimi çok şanslı hissetmeye başlamıştım. Film hiç ummadığım bir konu içeriyordu, din! Din konusu hep ilgimi çekmiştir, bir çok insanında ilgisini çektiğini düşünüyorum. Bu filmde de kaybedilmiş inancın , tekrar nasıl kazanıldığını göreceksiniz.

Filmin başrolünde oynayan Hilary Swank'in performansına hayran kaldığımı söylemek istiyorum. Kendisini Million Dolar Baby- Milyon Dolarlık Bebek filminde izlemiştim. O filmde de performansında zirve yapmıştı. Kendisi o filmden sonra Hollywood basamaklarında iyi bir yer edinmişti.

Filmin senaryosu o kadar güzel yazılmışki filmin sonuna kadar filmi çözemeyecek, ve sonunda büyük bir sürpriz ile karşılaşacaksınız.


En son olarakta filmin web sitesininde çok etkileyici olduğunu
belirtmek istiyorum.




Yazının devamını okuyun...>>

Microsoft, Yahoo İle Evlenecek mi?

Geçtiğimiz hafta yayılan bir dedikoduya göre, dünyanın en büyük şirketleri içinde olan Microsoft ve Yahoo evlenme kararı vermiş. Microsoft, Yahoo’yu değeri 50 Milyar Dolara varan bir anlaşmayla satın almayı planlıyor. Yayılan dedikoduda Microsoft'un son bir yıldır Yahoo ile resmi olmayan görüşmeler de yaptığı belirtiliyor.

Eğer Microsoft Yahoo'yu satın alırsa iki firmanın hızlı büyüyen arama motoru reklamcılığı pazarından %27 paya sahip olması bekleniyor – Google’nin bu pazardaki payı %65.

Zaten küresel anlamda ziyaretçi sayısı en fazla olan sitelerden biri olan Microsoft, Yahoo ile anlaşırsa, açık ara en fazla ziyaret edilen site olacak. Öyleki Microsoft'un şu an aylık 120 milyon civarında ziyaretçi sayısına sahip. Yahoo ile birleşmeden sonra bu rakamın 225 milyon civarında olması bekleniyor.

Bu birleşma dedikodusunun duyulmasından itibaren Yahoo'nun hisselerinin %15 gibi yüksek bir değer artışına sahip olduğunuda belirtmek isterim.


Yazının devamını okuyun...>>

Google Temizliğe Başladı

Google'da bir şey aradığınızda sağ tarafta "Sponsor Linkler" bağlantısı altında linkler görürsünüz. Bunlar Google şirketine reklam vermiş kişi veya kurumların linkleridir. Ancak son zamanlarda Google'a, bu linklerde zararlı yazlımların olduğu yönünde gelen şikayetler artınca, Google temizliğe kalkıştı. Bu gibi reklam verenleri tespit edecek olan Google, anlaşmaları da iptal edecek.


Yazının devamını okuyun...>>

Son Yorumlar