Sahip Olduklarımızın Farkında mıyız?

Bu konuyu ilk kez düşünmüyorum. Ama bugün hayatımızın ne kadar da rahat geçtiğini gördüm; göreceli olsa da. Bir ülkede yaşıyoruz, ama bir ucu ile diğer ucu arasında dağlar kadar fark var. Bir uçta insanların her konuda daha çok seçme hakkı varken bir uçta eldeki ile yatinmekten başka çare yok; bazen onu bile bulamam riski bile var. Bir uçta hayat daha pahalı ama insanlar daha insanca yaşama koşullarına sahipken bir uçta hayat daha ucuz olmasına rağmen daha sefil yaşama mahkum insanlar. Bir uçta stresten bol hiç bir şey yokken bir uçta doğa, huzur var. Bir uçta insanlar aynı apartmanda oturmalarına rağmen birbirlerini tanımazken bir uçta insanlık var, sıcakkanlılık var. Bir uçtaki çocuklar terör nedir bilmezken bir uçtakilerin hergün başının üstünden kurşunlar geçiyor. İşte tam da benim bu yazıyı yazmaya iten şey bu terör konusu oldu.

Malumunuz bu aralar terör ve ilgili haberlerden başka bir haber yok. Ben de akşam haberlerini oturmuş izlerken bir haberi görünce çok etkilendim. Haberde bir mehmetçiğimiz ağır makineli silah elinde (onlarca kilo var), önünde de 4-5 çocukla ilerliyor. Mehmetçiğin görevi o çocukları 3 km. ötedeki okula götürmek. Çünkü bölge mayınlarla ve tehlikelerle dolu. Üstelik o çocukların hepsi de kız. Hani Türkiye'nin kaç yıldır okumayan kızımız kalmasın dediğini duyar gibi oluyorum. Belki de yaşları 8-9 olduğundan tehlikenin farkında bile değillerdi, çünkü yüzleri gülüyordu! Bu yolun bir de dönüşü var, hem de buz gibi bir havada... Çok merak ediyorum; acaba hangimiz bu şartlara dayanabilirdi? Ben haberi görünce çok etkilendim. İnşallah o çocuklar günün birinde çok iyi bir yere gelip vatana millete hayırlı birer evlat olurlar da, o geçmişte yaşadıları zorlukların karşılığı almış olurlar.

Şimdi size soruyorum: Sahip olduklarımızın farkında mıyız?


Yazının devamını okuyun...>>

Musicopat: Müzik İnsanı

MusicopatWeb 2.0 standartının oluşmasında en büyük rolü sanırım sosyal siteler aldı. Günümüzün en popüler siteleri de zaten onlar. Herhalde şu aralar kimsenin ağzından düşmeyen Facebook en güncel olanı. Ben de size sosyal bir site tanıtacağım. Tabi Facebook gibi sosyalliğe boğulacağınızı sanmayın. Dünyadaki örneklerine bakıldığında Last.fm verilebilir (bir çok örnek vardır ama ben sadece bu kadarını biliyorum). Evet tanıtacağım site online müzik dinleyebileceğiniz, arkadaşlar edinebileceğiniz, gruplar kurabileceğiniz, favori şarkı listenizi paylaşıp, dilediğiniz bir arkadaşınıza bir şarkı önerebileceğiniz, üstelik bunları çok güzel bir arayüzde kontrol edebileceğiniz bir site. Üstelik bu site Türkçe ve yerli bir iste. Sitemizin adı Musicopat, onların değimiyle müzik insanı.

Çok değil 1,5 hafta kadar oldu bu siteyi tanıyalı. Sağolsun interneti fellik fellik dolaşan Seçkin (Seco) bu siteyi bulmuş. Aslında bana öyle her bulduğu siteyi önermez, başta anlamalıydım bu sitenin farklı olduğunu, ama biraz önemsemeyip bir kenara atmasaydım bu yazıyı sizlerle daha önceden paylaşmış olacaktım. Bak yine konudan saptım, dönelim en iyisi.

Bu sitede beni en çok etkileyen şeylerin başında ses kalitesi gelmekte. İnanın medya playerdan daha iyi bir ses kalitesi var. Sebebini anlayamadım gitti! Hem de düzgün bir bağlantınız varsa, dinlemek istediğiniz şarkıya tıklar tıklamaz başlıyor çalmaya. Sitenin medya playerı sadece durdurma ve sonraki parça tuşlarına sahip. Bilerek basit tutulmuş ama bence en azından ses ayar tuşu ve bekletme tuşu olmalıydı. Sitemiz hala BETA aşamasında olduğundan bunların gelişebileceği ihtimal. Dönelim başka güzel yanlarına. Sitede oldukça geniş bir şarkı arşivi var. Üstelik gün geçtikçe yenileri ekleniyor. Şarkılardan söze başlamışken herkesin profilinde favori şarkı listesi var. Bu listede dinlediğiniz şarkılar istatistiksel bir şekilde listeleniyor. En son ne zaman dinlediğiniz, kaç defa dinlediğiniz vs.

Sitenin gövdesini oluşturan elemanlar göz atarsak;

Musicopat : "Müzik zevkinizi paylaşacağınız arkadaşlarlarınızı bulmak için yandaki arama seçeneklerinden yararlanabilirsiniz." diyor sitede. Yani bu bölümde asıl amaç direk bir arkadaş bulmak değil, aynı tarz müzikleri dinlediğin bir arkadaşı bulmak. O anda sitede olan musicopatların çevrimiçi olduklarını görebiliyorsunuz. "Musicopat Ara" ile belirlediğiniz kriterlerdeki musicopatları arayabiliyorsunuz. Bu bölümde "Gruplar" sekmesine girdiğinizde oluşturulmuş grupları görebiliyorsunuz. En popüler grupların listelendiği bir tablo da mevcut. Yalnız popülerlik kriteri üye sayısına göre belirlenmiş, bu bir eksi benim için.

Radyo: Burada sizler için oluşturulmuş farklı tarzda şarkıların çalındığı radyolar mevcut. Aslında adları he ne kadar radyo olsa da birer şarkı listeleri bunlar. Ama çok sayıda radyo (şarkı listesi) hazırlanmış, eminim hoşunuza gidecek radyolar bulursunuz.

Müzik: Bu menüde yerli ve yabancı şarkılar olmak üzere binlerce şarkı mevcut. Şarkı araken ister A-Z indeksini kullanın isterseniz arama kutusunu.

Şimdi biraz da sosyal olan yanını anlatalım;

Profil sayfanıza girdiğinizde sizi 6 sekmeden oluşan bir menü karşılıyor. Ekranın sol ve sağ tarafında profil bilgileriniz gösterilmekte. Sekmelerin bazılarından bahsedersek;

Mesajlarım: Adı üstünde, buradan gelen ve giden mesajlarınızı görebilirsiniz.

Arkadaşlarım ve Gruplarım: Bu sekmede de sahip olduğunuz arkadaşlarınızı ve üyesi olduğunuz grupları görebiliyorsunuz.

Müzik Zevkim: Ben en çok bu sekmeyi seviyorum. Çünkü şimdiye kadar dinlediğiniz şarkıları ve istatistiklerini buradan görebiliyorsunuz. Üstelik dinlediğiniz şarkıların istatistiklerine göre en çok hangi tür müziği dinlediğiniz, hangi sanatçıları dinlediğinizi görebiliyorsunuz. Üstelik başkaları da bu bilgileri görebiliyor. Böylece birileri sosyalleşmek adına bir arkadaş arıyorsa müzik zevkini öğrenebilmiş olacak.

Sekmeleri bu kadar anlatmak istiyorum, gerisi alışılagelmiş şeyler. Eğer hala bilgiye doyamadım diyorsanız sitenin detaylı bir şekilde hazırlanmış yardım sayfasına göz atabilirsiniz.

Benim site için anlatacaklarım bu kadar. Sitenin beni ilgilendiren kısmı açıkcası şarkı listeleri kısmı. Yani sosyalleşme olayından hiç hazzetmem. Bakınız bir önceki yazım. Ayrıca şarkıların ses kalitesi de çok iyi. Açıkcası artan kullanıcı sayısı ile bu kaliteyi devam ettirirlerse çok iyi olur. Ne diyelim, hayırlı uğurlu olsun. Artık bu tanıtımdan payımıza düşeni alırız, bakın saat kaç olmuş ben hala yazı yazıyorum :-)


Yazının devamını okuyun...>>

Bir Elimde Facebook, Bir Elimde MSN...

Dün en güzel akşamlardan biriydi benim için. Yıllardır görmediğim ilkokul arkadaşımla konuştuk. Arkadaşımı bulmam da gevur icadı Facebook yardımcı oldu. Hayatım da ilk defa sosyal bir siteyi kullandım ve de işe yaradı. Bir kuşağın Yonja gibi sosyal sitelerde eridiğini gördüğüm için ilk defa duyduğumda Facebook'u da benzer kefeye koymuştum. Sonra Türkiye'de meşhur olduktan sonra baktım herkesin ağzında Facebook. Tabii daha fazla dayanamadım ve kayıt oldum. Meğer bu Facebook'un felsefesi çok farklıymış...

Bu aralar bir çok blog yazarı iyi veya kötü Facebook hakkında yazı yazıyor. Kimileri parladığı hızla söneceğini, kimileri ise sosyal sitelerde bir devrin başlangıcı olduğunu savunuyor. Ben ilk defa bir sosyal siteyi kullandığım için açıkcası tam da kıyas yapacak düzeyde değilim. Ama az çok çalışma mantıklarını bildiğim için Facebook'u da aynı kefeye koydum. Sonra bu Facebook'un amacının bir zamanlar görüştüğün insanları bulmak ve onlar tarafından bulunmak olduğunu farkedince işler değişti. Bir kere başta insanlar gerçek ad ve soyadları ile kayıt oluyorlar. Diğer sitelerdeki gibi takma isim felan kullanmıyorlar. Çünkü amaç bulunmak. Zaten kayıt olduktan sonra birer birer buluyorlar sizi, tabi siz de buluyorsunuz. Burda en büyük sorun arkadaşınızın soyadını hatırlayabilmek. Sitede bulunan bir çok ek özellik asıl amacından sapmasına neden olsa da önemli olan sizin amacınız. Ben sadece arkadaşımı bulmak istiyorum derseniz bir numara. Ama bir süre sonra yok hediye, yok bilmem ne grubu, vs... gibi şeyler işin içine girince benim gibilerin hoşuna gitmiyor. Benim için Facebook, Google arama motoru gibi birşey. Tanıdıklarınız bulabileceğiniz bir arama motoru. Her neyse Facebook benim için bu işe yarıyor. Dönelim dün akşama.

Facebook MSN Messenger'ın ekmeğine nerdeyse %90 yağ sürüyor. Diğer %10'luk kısımı da diğer anlık mesajlaşma programları alıyordur herhalde. Facebook'ta arkadaşımı bulduğum gibi mesaj yoluyla MSN adresimi verdim. Dedim ya ben bir kere bulmuşum arkadaşımı, Facebook için yolun sonu :-) Aradan bir kaç gün geçtikten sonra MSN'e girdiğini görünce zınk diye atladım tabi. İlk başlarda insan acaba konuşma tıkanır mı diye tedirgin oluyor. Çünkü yıllardır görüşmemişiz! Ama itiraf ediyorum ağzımız bir açıldı nerdeyse 3,5 - 4 saat susmadık. Üstelik arada duraksamalar en fazla 1-2 dakika. Herhalde konulara doğru yerde ve zamanında girdik, çünkü ipi kopan bir tesbihten düşen boncuklar gibi döküldü anılar. MSN'de de ilk defa bu kadar uzun konuştum. Ayrıca canım arkadaşım sayesinde başka birini daha buldum. Bu da benim için bir milat oldu. Anlayacağınız dün akşam çok güzeldi.

Benim işime çok yaradığı kesin, eğer sizde Facebook'u amacının dışına çıkmadan kullanırsanız eminim zamandan tasarruf edeceksiniz. Zaman diyip te geçmeyin bir çok kişi daha şimdiden Facebook'un zamanlarını çokça çaldığından şikayetçi.

Resmin kaynağı


Yazının devamını okuyun...>>

Lanetlemek İş Çözmüyor

Dün yaşanan hain saldırı hakkında yazı yazmak istedim ama yapamadım. Çünkü söyleyecek söz bulamıyorum. Ülkeyi yönetenlerimiz sağolsunlar şimdiye kadar bu olayı lanetliyoruz demekten öteye gidemediler. Yani lanetlesen ne olur! Bana çok komik geliyor. Ben öyle bazılarının dediği gibi hadi bir an önce operasyon yapalım da diyemiyorum. Çünkü adamlara bir yıldır biz geliyoruz ona göre kaçın, hazırlık yapın dedik, şimdi gitsek acaba kaç tanesini bulacağız. P*K'nın dağdaki adamını öldürmekle de iş bitse yine gam yemeyeceğim. Bir şeyin kökünü kazımdıkça sürekli filizlenecektir. En basitinden kafandaki saçı örnek al.

Allah şehit olan askerlerimizin geride bıraktıklarına sabır versin. Vatanımızı bölmeye çalışanlar bu uğurda ne yaparlarsa yapsınlar bu vatan bölünmeyecektir.


Yazının devamını okuyun...>>

Kadıköy'ü Anlatmak Yetmez...

Kimi için İstanbul'un en kalabalık ilçesi. Kimi için en romantik ilçesi. Kimi için Fenerbahçe'nin kalbi. Kimi için se en güzel buluşma noktası olan Boğa heykeline sahip yeri. Vs... Benim içinse yaşam yeri. Kadıköy'e olan aşkımı nasıl dile getirsem bilmiyorum ki! Baştan söyleyeyim konuya tarafsız bakamayacağım, ve size bu yazımda Kadıköyümü anlatmaktan bitiremeyeceğim :-)

Kadıköylü olmam 6 yaşıma rastlar. Şimdi düşünüyorum da iyi ki babamın işi Avrupa yakasından bu yana gelmiş te bizde burda oturmuşuz. Kadıköy'e aşık olmam, onu anlamam lise zamanıma denk gelir. Çünkü gözümüzün açıldığı zamanlardır lise yılları. Okuldan kaçtın mı hop Kadıköy'e. Bir yerde mi buluşacaksın hemen Kadıköy boğa heykeli. Alış verişe mi gideceksin Kadıköy var yahu, nereye gideceksin başka. Sonra karşıya geçerken Kadıköy'den bir simit alıp vapurda martılara atmazsan bir geleneği bozmuşsun demektir. Hele aşıkların mekanı Moda sahili es geçersek yuh olsun bize :-)

Okuldan kaçmayla başlayalım. Lisede ders programımız ilk 4 dersten sonra yarım saat mola daha sonra ise 4 veya 3 ders kadardı. Buradaki yarım saat bizim için milattan önce ve sonra gibiydi. Ya sabahtan Kadıköy'de buluşur internet kafeye gidip Battlefield veya Counter "atar", öğle arasında ise okula geri dönerdik ya da öğle arasından sonra okuldan kaçar öyle Kadıköy'e giderdik. Ama hep bir hedef vardı; Kadıköy. O sabahları buluşup 3-4 saat internette toplu oyun oynamak ne güzeldi. Sonra acıktıysak "patso", "pisikopat", "sosisli", "tavuk döner" yer, ordan da yola çıkardık. Ben bir yerden yoklama fişi bile bulmuştum :-) Yani keyfimiz yerindeydi. Ama her güzelliğin olduğu gibi lise yıllarının da bir sonu geldi ve o günler anılar kütüphanesinde yerini aldı.

Her insanın bir kaç dostu olur. Bir kaç diyorum çünkü dost dediğin herkesle olunmaz, olunamaz. Neyse konu bu değil. Ben de bir kaç dosta sahibim. Bunlardan biri de sizin Photoshop Dersleri yazılarından tanıdığınız Baran'dır. Onla en güzel anılarımız Kadıköy'de olmuştur. Bazen cebimizde 3 kuruş para olmazdı ama biz tok karınla gezerdik. Muhabbet karnımızı doyururdu. Moda sahile gidip BİM'den hem ucuz hem de güvenli sloganıyla aldığımız ıvır zıvırımızı yediğimiz de çok oldu. Ama en güzeli Güneş batarken denizi seyretmek, ve en güzelinden sohbet etmek olurdu. Bugün o günlerden daha biriydi. Baranla yine bir Kadıköy macerası yaşama vakti gelmişti. Uzun zaman da olmuştu buluşmayalı. Her zamanki gibi sevgili boğamızın orda buluşup gezmeye başladık. Gezip yedikten sonra yine gün sonunu Moda sahil de o evlerin dibindeki yamaçta getirdik. Yine yanımızda BİM'den aldığımız navalemizle birlikte. Belkide Moda'da tek sinir olduğumuz şey aşıkları sarmaş dolaş görmek. Biz de insanız bizim sevgilimiz yok diye de bu kadar da işkence yapılmaz ki :-) Şu Baran'la iki kız kardeşi bulsaydık ne güzel olurdu. Bacanak olurduk ne güzel.

Bu arada çok ta komik bir olay oldu Moda sahilde. Ben uzaktan gelen müzik sesini duyup mırıldandığım da abi ben niye duymuyorum gibi bir konuşma geçti. Sonra ben ona

-"abi nasıl duymazsın bak hatta Deniz Seki söylüyor" diye söylendim. Sonra muhabbet arasında kaynadı. Bir ara ben yine
-"abi müzik geliyor bir yerden nasıl duymazsın, bak hatta bu seferde Teoman söylüyor" dediğimde
"-abi yok valla duymuyorum" diyince,
-"abi herhalde bu müziği sadece ben duyuyorum" dedim. Bir ara çok müzik dinlediğimden beynimdeki sesleri duymaya başladığımı bile düşündüm. Tabi bunu aklımdan geçirmemle cebimde taşıdığım medya çalarım aklıma geldi. Meğer benim yol arkadaşım cebimde açılmış :-) Farkedince gülmekten yerlere yarıldık. Sonra Baran bey geçti benle dalgasını.

Kadıköy iskelesi. Günde binlerce insanı ağırlar. Karşının yükünü almış insanları akşamleyin evlerine ulaştıracak yerdir. Sonra sadece stres atmak için bile vapura binilir. Çünkü bilirsiniz eğer yanınızda simit varsa martılar sizi yalnız bırakmaz. Dalgaların çıkardığı o melodi ile adeta havada dans ederler, tabi simit için de yaptıklarını düşünmüyor değilim.

Kadıköy'de şimdi adım atacak yer yok. Ama çok değil daha 55 yıl kadar önce amma da küçükmüş.

Kadıköy'ü anlat anlat bitiremem, en iyisi siz daha fazla sıkılmadan ben de en tatlı yerinde keseyim. Kadıköy'ün eski fotoğraflarını görmek için Kadıköy Belediyesi'nin resim galerisine uğrayabilirsiniz. Hele bir resimde 2-2,5 mt. yağmış karı görünce şok olacaksınız. Bu arada ben de yazım daki resimleri ordan çaldım :-)


Yazının devamını okuyun...>>

Gelişmiş Arama Kutusu Çalışmıyor

Blogger Arama KutusuGüncelleme: Blogger'ın bilinen sorunlar sayfasında bu sorununda listelendiği açıklandı. Şimdilik sorunun kaynağı araştırılıyor.

Vakti zamanında Blogger'ın gelişmiş arama kutusu sayfa ögesini (widget) duyurmuştum. Bu sayfa ögesi duyurulur duyurulmaz kullanmaya başladım. Ancak 3-5 gündür her nedense çalışmıyor. Bunun hakkında Blogger Draft bloguna baktığımda başkalarının da bu sorunu yaşadığını gördüm. Ben de yorum (en altta) da bulundum ve daha Blogger ekibinden bir cevap gelmedi. Herhalde onlarda sorunun kaynağını bulamadılar. Sürekli onlar için dua ediyorum :-) sorunu tez zamanda bulurlar inşallah.


Yazının devamını okuyun...>>

Blogger'da Kod Penceresi Oluşturma

Yeni, yine, yeniden...

Kısa süre önce kod penceresi uygulamasına geçtiğimi duyurmuştum. Şimdi bu işin nasıl yapılacağını öğreneceğiz. Peki sadece bu mu? Tabiki hayır. Bir işe başlamışken tam yapalım dercesine;

1-) Kod penceresi oluşturacağız.
2-) Kodlarımızı renklendireceğiz.

Gördüğünüz gibi birbiriyle ilişkili 2 konuyu ayrı ayrı başlıklar altında anlatacağım. Ama siz bu 2 ayrı konudan sadece 1. sini yapmak isterseniz oraya kadar ki yolu izleyin. Dediğim gibi bunlar bir biriyle alakalı ama ayrı konular. Hadi artık daha fazla beklemeden uygulamaya geçelim.

Güncelleme: Yazıda geçen kodların nereye konulacağını resimlerle anlattım. Resimlere yazının sonunda koyduğum albüm bağlantısı ile ulaşabilirsiniz.

1-) Kod penceresi oluşturma

Bu iş sadece CSS ile yapıldığından bir adımda işimiz bitmiş olacak.

a-) CSS adımı

Şablonunuzun HTML Düzenle moduna geçin ve CSS kodları arasına bir yere (#post stillendirmesinden sonrası iyidir)

.post-body pre code {
background-color:#f6f6f6;
display:block;
width:360px;
overflow: auto;
padding:0em 1em;
color:#000000;
}

kodunu koyun. Artık yazı girişi sırasında kodlarınızı <pre><code>Kod listesi</code></pre> şeklinde yazmanız yeterli olacak. Çünkü CSS kodu sayesinde pre etiketine bir stillendirme yapmış olduk. İşin ucu CSS olduğu için siz istediğiniz gibi stillendirma yapabilirsiniz. Unutmayın pre bir HTML etiketidir. Biz şablonumuzda pre etiketine bir stillendirme yapmış olduk.

Birinci adımı yapmışsanız bundan sonra yazı girişlerinizde dediğim yöntemi uyguladığınız da kodlarınız bir pencere içinde görüntülenecek. Tabi biz kod için kullanıyoruz. İsteyen içine başka şeyler de koyabilir :-)

2-) Kodları renklendirme

Bu işi 2 başlık altında yapacağız. İlki her zamanki gibi JavaScript adımı diğeri ise CSS adımı.

2a-) JavaScript adımı

Piyasada kodları renklendirmek için yazılmış ve herkesin kullanımına sunulmuş bir çok kod renklendiren JavaScript mevcut. Biz Dan Webb'in yazdığını kullanacağız. Ancak şunu belirteyim bu ana JavaScript dosyamıza yardımcı 3 tane daha JavaScript dosyası indirip kullanacağız. Bu 3 yardımcı dosya ileride anlatacağım pre etiketinin class özniteliğinde işimize yarayacaklar.

Toplamda 4 dosyayı .zipli (3,93kb) halde sizin için yükledim. Buyrun siz de indirin. Bu dosyaları indirdikten sonra herhangi bir dosya barındırma servisine yükleyin. Bir Blogger kullanıcısı için en iyisi Googlepages'tir. Bu 4 dosyayi sunucuya yükledikten sonra Blogger şablonumuzdan bu dosyaları çağırmalıyız. Her zamanki gibi Blogger şablonumuzun HTML Düzenle moduna geçip aşağıdaki kodu <head> etiketinden hemen sonra koyun. Ben bu dosyaları Googlepages'e yüklemişsiniz gibi dosyaların url adreslerini yazdım. Siz kendinize göre değiştirin.

<script src='http://kullanıcıadınız.googlepages.com/CodeHighlighter.js' type='text/javascript'/>
<script src='http://kullanıcıadınız.googlepages.com/css.js' type='text/javascript'/>
<script src='http://kullanıcıadınız.googlepages.com/html.js' type='text/javascript'/>
<script src='http://kullanıcıadınız.googlepages.com/javascript.js' type='text/javascript'/>


Şimdi JavaScript adımı bitti ve CSS adımına geçelim.

2b-) CSS adımı

Şablonunuzda <style> kodundan sonra yani CSS kodlarınızda uygun bir yere aşağıda verdiğim kodları koyun.

/* Highlighter CSS
----------------------------------------------- */
.javascript {}
.javascript .comment { color : #6699ff; }
.javascript .string { color : #ffd595; }
.javascript .keywords { color : white; font-weight:bold }
.javascript .brackets { color : @666666; }

.css {}
.css .comment { color : #6699ff; }
.css .properties { color : #FFE38F; }
.css .selectors { color : white; }
.css .units { color : @666666; }

.html {}
.html .tag { color : white; }
.html .comment { color : #6699ff; }
.html .string { color : #ffd595; }


bu işlemi yaptıktan sonra da işimiz bitmiş oldu. Bu CSS kodlarını ekleyerek hangi özniteliğe hangi renklerin geleceğini belirledik. Siz istediğiniz gibi renkleri değiştirebilirsiniz. Şimdi yazı girişinde nasıl bir yol izleyeceğiz onu öğrenelim.

Yazı girişi sırasında yapılacaklar:

Kod penceresi içinde yazmak istediğiniz yazıyı <pre><code class="html">Kod listesi</code></pre> şeklinde yazacaksınız. Dikkat ettiyseniz 1. çalışmamızda code etiketine class özniteliği vermemiştik. Çünkü böyle tanımlı birşey yok. Ancak 2. çalışmamızda bu özniteliği sağlamış olduk. Bir dikkat etmeniz gereken nokta da class özniteliğine ben örnekte html dedim. Siz javascript veya css olarak belirleyebilirsiniz. Hangi kod türünü paylaşacaksanız onu yazın. Renklendirme class özniteliğine göre yapılıyor. Eğer diğer kod türleri de aynı kod listesi içinde geçiyorsa yazı girişinizi aşağıdaki gibi yapacaksınız:

<pre><code class="html", "javascript", "css">Kod listesi</code></pre>

Uyarı: 2. adımda yaptığımız renklendirme işlemi her nedense IE7'de yarım yamalak çalışıyor.

Çalışmanın bir örneğini görmeden şurdan şuraya gitmem diyorsanız buyrun.

Bir Blogger İpuçu yazımızın sonuna daha geldik. Programı kapatmadan önce siz değerli ziyeretçilerimden tek bir isteğim var. Lütfen blogumda yer alan yazıları benden habersiz alıp yayınlamayın. Kimin nerde hangi yazımı yayınladığını çok iyi görüyorum, bunun için bir çok yol var. Bu uyarıyı yapmamın en büyük sebebi; son zamanlarda yazılarımın sıkça benden izinsiz bir şekilde yayınlanması. Yayınlayan kişilerle tek tek görüşüyorum, bazıları gerçekten iyi niyetli ama bazılarının niyetinden şüpheliyim. Bu uyarıyı bence taçlandıracak bir yazıyı: Problogger'ın Türkçesi Kroblogger mı? zamanında Tekmetokat'ın yazarı Okan VARDAROVA yazmış ben de çok güzel bir yorumla yazıya katılmıştım. Bence bu yazıyı mutlaka ve mutlaka okuyun, tabii yorumumu da mutlaka okuyun. Bu serzenişimi lütfen mazur görün.
Saygılarımla...

Çalışmanın resimleri için albüm bağlantısına tıklayın.
Kod penceresi oluşturma
Kod Penceresi Oluşturma


Yazının devamını okuyun...>>

Hayatın Detayları

Gün içinde yaşadığımız olaylarda detayları ne kadar görebiliyoruz? İnsanın doğası gereği belli bir detaya kadar algılama yeteneğine sahibiz. Film izlerken hızlı sahnelerde bir çoğumuz tekrardan sahneyi izler, olmadı videoyu yavaş çekimde oynatırız. Bunlar hep detayları görmek için yaptığımız hileler. Peki hiç olmadığı kadar detaylı görmeye ne dersiniz? Ama sizi baştan uyarayım, detaylar hiç bir zaman bitmez. Bizimkisi saniye de 2000 küsür kare oranına sahip videoları izlemek olacak. Tabii normalde izlediğiniz videoların saniyede 25-35 kare oranına sahip olduğunu unutmayın :-)


Yazının devamını okuyun...>>

Blogger'a Son Yorumlar & Yazılar Eklentisi Güncellendi!

Blogger İpuçları altında Blogger'a Son Yorumlar ve Son Yazılanlar eklentisini nasıl yapacağınızı anlatmıştım. Ancak ikisinin bir arada kullanılmasında bazı sorunlar/eksikler olduğunu KURABİYEEVİ yazarı sayesinde keşfettim.

Nedir bu eksiklikler?

KURABİYEEVİ yazarının isteği üzerinden örnek vermek istiyorum. Kendisi blogunda hem son yorumlar hem de son yazılanlar eklentisini bir arada kullanmak istiyordu. Ancak son yorumlarda yorum sahibinin adı ve yorumun içeriğinin görünmesini, son yazılanlarda ise yazı başlığını ve yazının içeriğini göstermek istiyordu. Tabi bu ilk JavaScript dosyası ile mümkün değildi. Bu istek üzerine dosyanın güncellenmiş bir sürümünü yayınlamak üzere bilekleri sıvadım. Dosya güncellendiği için sayfa ögelerine eklediğiniz kodlar da güncellendi.

Eğer Son Yorumlar ile Son Yazılanlar ögelerini birlikte kullanmak isterseniz böyle buyurun...

Uyarı: Bu uygulamayı yapmadan önce şablonun bir yedeğini mutlaka alın!

Öncelikle buradan ilgili JavaScript dosyasını indirin ve herhangi bir sunucuya yükleyin. Ben dosyayı sanki GooglePages'e yüklemişsiniz gibi anlatacağım.

Şimdi şablonu açın ve HTML Düzenle kısmına gelin. Burada "Widget Şablonlarını genişlet" seçeneğini işaretleyin. (Gerçi burada gerek yok, ama alışkanlık olsun) Sonra şablonda <head> etiketinden hemen sonra aşağıdaki kodu ekleyin.

<script src='http://googlekullanıcıadınız.googlepages.com/sonyorumlar_yazilar.js' type='text/javascript'/>


burada koyu ile belirttiğim yere siz Google kullanıcı adınızı yazın. Tabi dosyayı GooglePages'e yüklediyseniz. Yoksa eğik ile belirttiğim adresi dosyanın bulunduğu adres ile değiştireceksiniz!

Şimdi "Sayfa Ögesi Ekle" kısmından "HTML/JavaScript Ekle" ögesini açın ve son yorumlar için aşağıdaki kodu ekleyin.

<script language="javascript"> var numcomments = 5; var numchars = 70; var showauthor =true; var showposttitle =false; </script>
<script src="http://www.blogadresi.blogspot.com/feeds/comments/default?alt=json-in-script&callback=showrecentcomments"></script>


Son yazılanlar içinse yine "Sayfa Ögesi Ekle" kısmından "HTML/JavaScript Ekle" ögesini açın ve aşağıdaki kodu ekleyin.

<script language="javascript"> var numcomments = 5; var numchars = 70; var showposttitle =true; var showauthor =false; </script>
<script src="http://www.blogadresi.blogspot.com/feeds/posts/default?alt=json-in-script&callback=showrecentcomments"></script>


numcomments değeri yorum sayısını, numchars değeri ise son yorumlarda yorumun, son yazılanlarda ise yazı özetinin kaç karaktere sahip olacağını belirler.

İşte tüm yapmanız gereken bu kadar. Bundan sonra yapmanız gereken tek şey bana dua etmek (:


Yazının devamını okuyun...>>

Mynet E-mail ve İnternet Tarayıcılarının Savaşı

Mynet E-mail servisi yeni arayüze geçtiği zaman buradan duyurusunu yapmıştım. Ancak kendisiyle olan ilişkimiz hiç bir zaman bir Gmail gibi olamadı. Sanırım hiç bir mail servisi Gmail gibi olamıyor (: Zaten Mynet'i de kötü emellerime alet etmek için kullanıyorum. Örneğin Google'da bir arama sonucu karşıma bir forum çıktı ve kayıt olmamı istiyor. Bu forumda bildiğim, güvendiğim bir forum değilse hemen Mynet'i kurban ediyorum (: Sonra bloglara yazdığım yorumlarda yine bu masum yavruyu kullanıyorum. Gmail benim sağ kolum onu pis işlerde kullanmıyorum. Pis işler demişken blog yorumu tabiki pis iş değil ama o başlıktaki yorumları takip etmek istediğimde bir sürü mail bombardımanına uğruyorum (tabi bazen son yorum yapan ben oluyorum, orası ayrı)...

Haliyle en az Gmail kadar Mynet'i de takip ediyorum ama Mynet'in çok geç yüklenme ve yüklenirken IE'yi kilitleme gibi huyları var. Üstelik tüm güncellemeleri de yükledim. Hatta dün 2,5 MB'lık son bir güncellemeyi de yaptım. Tabi kitlenme olayının sadece IE'de olduğunu yeni farkettim. Beni önceden beridir takip edenler IE'ye ne kadar kıcık olsamda bir türlü vazgeçemediğimi bilirler. Bu konu hakkında burada ve burada uzunca yazmıştım. Ama hazır konusu açılmışken bu arada müjdeyi de vereyim. Artık ben de Firefox kullananlardanım. Tabi IE'yi de kullanıyorum. Ama Firefox artık gözüme çok daha güzel gözüküyor ve beni hızıyla mest ediyor. İşte Mynet'te kitlenme sorununun sadece IE'de olduğunu sevgili Firefox ile anladım. Çünkü Firefox ile Mynet'i kullanınca sanki masaüstünde Outlook kullanıyor gibiyim, o kadar hızlı yani. (yavaş bir bilgisayara sahip olanlar bu cümlemi dikkate almasın (: )

Yazımın sonuna gelmişken "Ne yazıydı be!" demeden kendimi alamayacağım. Daldan dala atladım ama bir taşla 3 kuş vurdum. Hem Mynet'in IE ile yaşadığı entirikayı hem Firefox kullanmamı hem de Firefox ile Mynet'in aşkını anlatmış oldum.

Sevgiyle, bloglama ile kalın...


Yazının devamını okuyun...>>

Yıllarca Aradığım Müzik

Piano. Beni dinlerken başka bir dünyaya götüren alet. Bazen kendimi yüzlerce insanın karşısında piano çalarken hayal ederim. Hayal kurması bile muhteşem. Bazen yolda medya çalarım ile müzik dinlerken kendimden geçer sanki ben çalıyormuşum gibi parmaklarımı oynatırım. O kadar etkiler beni.

Piano sevgimi boşuna anlatmadım. Yaklaşık 3 yıl önce METRO isimli müzik kanalında (artık yok) bir adamı izlemiştim. Pianoyu konuşturuyordu. Ama bu adamın ismi veya şarkı ismi neydi? Gıcık kanal şarkının künyesini yayınlamıyordu. Yav şarkının ritmini kullanarak Google'da aratılmaz :-) Velhasıl düne kadar bu şarkıyı, ara ara arkadaşlarıma sormama rağmen bulamadım. Ama düne kadar...

Sabahın köründe uykusuzluktan başım çatlıyor bir şekilde trene bindim. Okula doğru çuf çufluyoruz. Arkadaşım çıkardı medya çalarını ve kulaklığının tekini bana uzattı. Ben de yok, uyumam lazım diye 1-2 dakika didiştim onla. Yok! İnat etmiş bir kere. Yeni bir şarkı listesi yapmışmış ta bana dinletecekmiş. Yav Selin ben dinlerim ama şu an çok uykum var, bırak yatacağım. Sonunda o kazandı ve dinlemeye başladık. İlk defa duyduğum melodiler akıyordu kulağıma. Yaklaşık yarım saat geçti ve beni bir anda yarı uyuklu halimden "işte bu diye" fırlatan melodiyi duydum. Evet, yıllar önce METRO'da dinlediğim müzik... Hemen sevgi gösterisinda bulunduktan sonra adını şanını öğrendim ve eve gelir gelmez o muhteşem şarkıyı indirdim.

Şarkının adı Exodus, eserin sahibi de Maksim

Şarkının klibi:


Yazının devamını okuyun...>>

Mim: En Yakınınızdaki Kitabın...

Mim Konusu: En yakınınızdaki kitabın 187. sayfasındaki ilk cümle.
Mimi paslayan: kuduz takma isimli Günlerden Bugün... blogunun yazarı Burak.

En yakınımda bir kitap olmadığı için kitaplığı açtım ve Attila İlhan'ın Sokaktaki Adam kitabını aldım. 187. sayfada aynen şu yazıyor:

"Beethove'i dinledin mi hiç? diye sordu. 9. Senfoniyi, söz gelişi?"
Şimdi mimleyeceğim kişide sanırım. Blogger'ın tarifeli uçağından bu mimi Volkan Alabaz'a göndereyim. Selam olsun...


Yazının devamını okuyun...>>

Artık Kodları Daha Rahat Seçebileceksiniz

Blogger İpuçları kategorisi altında şimdiye kadar bir çok ipucu paylaştım. Bu ipuçlarında kullanılan kodları şimdiye kadar farklı kılabilmek için eğik (italik) yazı stilini kullanıyordum. Böylece kopyalayacağınız kodları rahatlıkla (!) seçebiliyordunuz. Rahatlıkla kelimesinin yanına koyduğum ünlemin tabiki bir anlamı var. IE tarayıcısı, kodları sayfadan taşırmadığı için bir sorun olmasa da Firefox kodları sayfadan taşırıyordu. En basitinden CSS ile bir kaydırma çubuğu koymak yeterliydi ancak ben işi ilerletip göze hoş bir hale getirdim.

Bendeki tembellik ve unutkanlık bu işi yapmamı bayağı bir geciktirdi. Bu akşam birşeyler yapmalıyım derken aklıma ertelediğim bu iş geldi. Sonunda bu ayrıntıyı da güzel bir çözüm getirdim.

İşte basit bir görünüm:

Ben kod olduğunu sanan bir cümleyim :-))


Yav ben daha afillisini görmek istiyorum derseniz, Blogger İpuçları kategorisine bakmanız yeterli ;-)


Yazının devamını okuyun...>>

Son Yorumlar