Hafta sonlarınında sabahları televizyon izlemeye bayılırım. Hele gün Pazar ise daha bir güzel olur. TRT 1'de Western kuşağı, CNBC-e'de çizgi filmler ve STV'de Ayna belgeseli benim alternatiflerimdir. Bu sabah ta kalklar kalkmaz televizyon karşısına geçtim ve açık olan (ufaklık benden önce kalkmış) CNBC-e'yi izlemeye koyuldum. Çok geçmeden sarmadığını görünce aklıma Ayna'yı izlemek geldi, ne de olsa her hafta sonu mutlaka var :-) Bugün ki programı izlerken keşke Acun Firarda da olsaydı diye iç geçirdim. Aslında bu benim ilk iç geçirmem değildi. Bir çok kez Acun Firarda mı yoksa Ayna mı diye düşünmüşümdür.
Acun Firarda (*) programını izlerken bir çok insanın dilinden "adama bak; gezmediği ülke, görmediği güzel, yemediği nane kalmadı" cümleleri dökülmüştür. Her programında altın rengindeki kumsallarda uzanmış bikinili hatunları görmek programın rengine renk katıyordu doğrusu. Buna Acun'un fırlamalıkları da katılınca tadından yenmiyordu, tabi Acun'un, kameramanı Feridun'a takılmalarını da unutmamak gerek. Üstüne benim İngilizce konuşmaları çevirmeye çalışmam (ne de olsa basit cümlelerdi) eklenince benim için eğlenceli vakitler anlamına geliyordu.
Acun Firarda programı genellikle sahil ülkelerine ve tatil mekanlarına gidiyor, oralardaki gündüz ve gece yaşantısını görüntülüyordu. Ekranın baskın renkleri hep mavi olurdu :-) Deniz, deniz, deniz... Ben güzelim sahilleri görmekten ve Acun'un fırlamalıklarını izlemekten mutluydum, bir de sponsor firma için yaptığı oyunlar olmasaydı daha güzel olurdu.
Acun Firarda programı tam anlamıyla bir belgesel formatında mı bilemiyorum. Eğer bir programın belgesel olması için öğretici olması gerekiyorsa kesinlikle bir belgeseldi. Ama Ayna kadar belgesel olamadığı da gerçek. Hazır laf Ayna dan açılmışken ona geçelim.
Ayna programının en belirgin tarafını, genellikle Afrika ve Asya ülkelerinde çekim yapması ve yine genellikle Müslüman toplumlarını ekrana yansıtması olarak gösterebiliriz. Bir de bazı programlarda Fettullah Gülen cemaatinin yapmış olduğu okulları bastıra bastıra göstermeleri de var. Açıkcası aklım saralı beri cemiyet ve cemaat yaşantılarına karşıyımdır. Bunu özellikle belirtmek istedim ki Ayna programının bu propaganda kısmının beni ilgilendirmediğini bilin. Kökünde Türk kültürünün hiç duymadığımız ülkelere kadar gitmesi, oralarda Türkçe dilinin öğretilmesi güzel olsa da işin içine cemaat olgusu girince tedirgin olmamak elde değil.
Cemaat konusuna açıklık getirdikten sonra Ayna hakkındaki görüşlerime kaldığımız yerden devam edelim. Programın en güzel yanı gerçekten belgesel tadında olması. Her programda yeni şeyler öğrenebiliyorsunuz. Sitelerinde yazdığına göre bir çok ilke de imza atmışlar. İlkleri:
- –60, -70 lerin yaşandığı Yakutistan’a ilk giden Türk televizyon ekibi,
- Kenya’daki Osmanlı Kalesini, Moldova’daki serhat Kalesi Bender’i Türk seyircileri ilk Ayna programı aracılığıyla gördüler
- Ayna yine Türk televizyonları arasında ilk kez dünyanın en derin -3777 metre- Madeni olan Güney Afrika’daki Savuka Altın Madenine indi,
- 1931 yılında Bulgaristan’a hurda kağıt fiyatına satılan arşivleri Bulgar milli kütüphanesinde buldu ve akıbetlerini araştırdı,
- Bosna-Hersek’te Hıristiyanların dinlerine, mallarına ve kiliselerine dokunulmaması ile ilgili Fatih’in Fermanını görüntüleyen ve bunu Türkiye’ye büyük bir gururla duyuran ilk program oldu.
Şimdiye kadar Ayna programının sitesine girmemiştim ama açıkcası içerik bakımından bayağı bir zengin. Keşke Acun Firarda programının da resmi bir sitesi olsaydı.
Ben aklıma gelenleri yazmaya çalıştım. Eminim bir çoğunuz Acun Ilıcalı ve Saim Orhan gibi dünyanın dört bir yanını gezmek istersiniz. Ben kaç defa "ah ulen onların yerinde olmak vardı" diye iç geçirdiğimi bilmiyorum :-)
Sizce hangisi? Yoksa ikisini karşılaştırmanın yanlış olduğunu mu düşünüyorsunuz?
(*):Resmi bir sitesi bulunmuyor.
Yazının devamını okuyun...>>