Mynet'in Fırsatçılığı

Mynet'in Fırsatçılığı
Bu resimde gördüğünüz Mynet'in yaptığı ilk fırsatçılık değil. Daha önce de YouTube'a erişim yasağı getirildiğinde buna benzer bir reklam döndürmüştü. Ancak ilki bunun kadar iğneleyici değildi doğrusu.

Her ne kadar bu olaya fırsatçılık desem de ticarette her yol mübahtır lafı insanı düşündürüyor. Mynet yarın bugün kendisine de erişim yasağı getirilmeyeceğinin garantisini almış gibi; yoksa bu kadar iddialı olmak kimin haddine. Hem de Türkiye'de.


Yazının devamını okuyun...>>

Dışarı Çıkın ve Suyunuz Çıkana Kadar Oynayın!

ÇocuklukMisket oynamak, oyuncak arabalarımızı toprakta yaptığımız şehirlerde sürmek, 2-3 saat süren futbol maçları yapmak, bisikletlerimizi alıp çete gibi dolaşmak, kağıttan yaptığımız uçurtmaları (tipi kağıttan uçağa benzerdi) uçurmak, plastik doğrama parçaları ile kayak yapmak, akşam karanlığında kukalı saklambaç ve kayış kızdı (en sinir oyundu) oynamak...

Çocukluğum yukarıdaki oyun ve etkinlikler ile geçmiştir. Her birinin de bir zamanı vardı. Yani her birinin bir mevsimi vardı. Şimdiki çocuklar acaba yukarıda saydıklarımdan kaçını yapabiliyorlar? Benim yapamadığım şeyleri yapabildiklerinin farkındayım ama aralarından kaçı onlarca kişi ile kukalı saklambaç oynamanın keyfine varabilmiştir?

İşin kötü yanı benim seslenmek istediğim kitlenin bu yazıyı okumuyor olması. Bir anlamda koca bir karanlığa sesleniyorum.

Dışarı çıkıp suyunuz çıkana kadar oynayın!

Resmin kaynağı: http://www.english-heritage.org.uk/upload/img/Childhood.jpg


Yazının devamını okuyun...>>

Kan Hücresinin Yaşamı

Hücrenin yaşamıİlkokul ve ortaöğretim (lise) öğrenimi boyunca sevilmeyen dersler arasında hiç kuşkusuz biyoloji de vardır. Kim bilir belki de bu derste anlatılanları bir türlü idrak edemediğimiz için sevemiyoruzdur. Ben de lise 2.sınıfa kadar sevmezdim, ancak o dönemden sonra dersi veren hocamız değişti ve dersin anlatmak istediğini anlamaya başladım. O dönemden sonra da benim için keyifli bir ders halini aldı.

Hem baksanıza Google da bu işe merak sarmış.

Bu girişi yapmamın elbette bir sebebi var. Aşağıda sizlerle paylaştığım video bir kan hücresinin çalışmasını anlatıyor. Video Harvard Üniversitesi tarafından hazırlanmış; muhteşem bir görsellik var. Bu videoyu izleyenler biyolojiden gözleri kapalı geçerler :-) Eğer biyoloji dersi sizin için tarihin tozlu sayfalarında kaldıysa videoyu anlamakta güçlük çekebilirsiniz. Zira ben de kardeşim olmasa pek birşey anlamayacaktım. E insanın kardeşi Moleküler Biyoloji ve Genetik okursa bu video dilleniyor adeta :-)

Videoda arka planda çalan müzikte ayrı bir hikaye.

Video boyutunu ufaltıp buraya koymak istemediğim için size bağlantı adresini veriyorum.

Son olarak kardeşime teşekkür ederim, kitap girişleri gibi oldu :-)

Video bağlantısı: http://aimediaserver.com/studiodaily/harvard/harvard.swf


Yazının devamını okuyun...>>

Çocuk İstismarını Durdurun

Çocuk istismarını durdurunŞimdiye kadar üzerinde uzun uzadıya düşünmediğim bir konu ile karşı karşıya kaldım. Konu çocuk istismarı. Çocuk istismarı çok kapsamlı ve bir çok parametreyi içinde barındıran bir konu. Dünya üzerinde yapılan pis işlerin bir zinciri.

Blogkürede bu konuya dikkat çekilmek için Beyn tarafından mim başlatılmış. Beni de Erdal mimlemiş. Mimin amacına ulaşabilmesi için 3 kıstas çerçevesinde şekillendirilmesi istenmiş.

  • Çocukluğunuzdan hatırladığınız ilk şarkı ve şu anda dinlediğinizde hissettirdikleri,

  • Konu ile ilgili bir afiş/banner,

  • Çocuk istismarını durdurun sloganının yazıda geçmesi

Çocukluğumdan hatırladığım ilk şarkı bir kaç tane olsa da sanırım beni en çok etkileyen daha dün annemizin kollarında yaşarken... şarkısıdır. Belki bu mim olmasaydı bu şarkı aklıma gelmezdi fakat şimdi bu yazıyı yazarken mırıldanınca o anlar gözümün önüne geldi ve bir kez daha ne kadar şanslı olduğumu anladım. Dünya üzerinde milyonlarca ana kucağına hasret çocuk var...

Konu ile ilgili bir afiş hazırlayamadım ancak internetten bulduğum bir resmi sizlerle paylaştım. Resmin kaynağı: http://www.ecpat.net/eng/Support_Us/images/main.gif

Çocuk istismarı diyince akla fiziksel, cinsel ve duygusal istismar başta olmak üzere bir çok istismar geliyor. Çocuk istismarının türleri ülkelerin ve bulundukları coğrafyanın şartlarına göre değişiklik gösteriyor. Sosyo-ekonomik şartları iyi olan zengin batı ve uzak doğu ülkelerinde cinsel çocuk istismarı yapılırken, huzursuz ve savaş ortamında bulunan ülkelerde ise fiziksel ve duygusal çocuk istismarı daha çok yapılıyor.

Daha geçen gün okuduğuma göre Japonya cinsel çocuk istismarına karşı yeterli önlemleri almayan ülkelerin başında geldiği için sivil toplum örgütleri harekete geçmişti. Ortadoğu gibi silah seslerinin hiç durmadığı bir coğrafyada da çocuklar kandırılıp savaşta en ön saflara koyuluyorlar.

Bizim ülkemizde ise ölümle tehdit edilen ailelerin çocukları büyük şehirlere getirilip gasp, kapkaç gibi eylemlere alet ediliyor. Bir ara kamuoyu bu konu üzerine gitse de doğru dürüst bir sonuç alınamadı. Her sorunda olduğu gibi eylemlerin oluşmasına müsait bir zemin mevcutken eylemleri durdurmak size sadece zaman kazandırır. Ancak bir zaman sonra o eylem o zeminde tekrardan yeşerir.

Bu konu başta dediğim gibi çok kapsamlı bir konu. Ve benim bu konu üzerinde ahkam kesemeyeceğim kadar da derin.

Konu hakkında daha geniş bir kaynak için özgür ansiklopediye buyrun.

Umarım bir nebze de olsa yapılan bu haykırışa katkım olmuştur. Kaan'ı mimliyorum.

Lütfen çocuk istismarını durdurun.


Yazının devamını okuyun...>>

tv8'in Kaderi

tv8tv8 kanalı televizyon kanalları arasında ilginç ve yeni projelerin kaynağı konumunda. Öyleki Şahan Gökbakar'ın Dikkat Şahan Çıkabilir programı tv8'de başladı, orda popüler oldu. Daha sonra ise Şahan Gökbakar'ın talihsiz bir kararı ile atv'ye geçiş yaptı. Daha ilk günlerinde bu kanalda işlerin yürümeyeceğini düşünmüştüm -ki nitekim öyle oldu. Şahan bir dönemim sonunu kendi elleri ile hazırladı; belki de o programa son vermesi ile gücünü başka projelere yönlendirebilmesini sağladı, bilemiyorum. Ama bir gerçek var ki Şahan Gökbakar ATV'ye geçiş yaptığı sırada verdiği röpartaja göre çok fazla umutluymuş...

Şahan: TV 8'den sonra pek çok televizyondan teklifler geldi. Düşündüğümde, kariyerimin bu noktasında atv'nin doğru bir tercih olacağını gördüm. Bundan sonra atv'nin şovmeni ben olacağım. atv dendiğinde şovmen olarak akla ben geleceğim.

tv8 bu dönemin başında yine diğer kanallardan farklı olarak oldukça orjinal bir program olan Komedi Dükkanı'na ev sahipliği yaptı. Kimileri için komik olmasa da Türk izleyicisinin şimdiye kadar görmediği bir konsept. Dolayısıyla ilgi çekici. Programı izlediğim ilk an tv8'in daha doğrusu programın sonunu görebildim. Program bir ilk ve raytingleri de fena değil. Hangi özel kanal kapacak diye beklerken TRT'ye geçtiğini öğrenince şok oldum. Gerçi sonra düşündükçe büyük kanalların bu transferi neden yapmadığını anlıyorum. Sanırım bunun altında yatan sebep, şimdiye kadar ufak çaplı kanallardan büyük çaplı kanallara geçmiş programların pek te başarılı olamaması. Umarım Komedi Dükkanı'ın da sonu Dikkat Şahan Çıkabilir gibi olmaz!

tv8'de yine orjinal olduğunu düşündüğüm başka bir program da Uzman Avı. Bakalım bu programı ne zaman transfer edecekler :-)


Yazının devamını okuyun...>>

24eyes.com: Farklı Bir RSS Panosu

24eyes.comYazımın başında henüz RSS panosunu duymamış kişiler için bazı bilgiler vermek istiyorum.

RSS panosu nedir?

Basit olarak bir çok web sitesinin besleme (RSS, atom gibi) kaynaklarını kullanarak o web sitelerindeki en son içeriği sekmeler halinde sunan servislerdir. Bunların bir çoğu etkin bir biçimde AJAX (?) kullanarak kişiselleştirilebilme yeteneği kazanırlar. Ancak asıl görevleri bu olsa da servisler farklı olabilmek için değişik bir çok yeteneğe sahiptirler. Örnek vermek gerekirse, Bloglardan.com servisi bir çok servisten farklı olarak listelemiş olduğu sitelerin popülerliğini gösterebiliyor. Tabi başka servislerde olan özelliklerin de Bloglardan.com'da olmamasını beklemek çok doğal. Şimdi fazlasıyla farklı bir servise, 24eyes.com'a dönelim.

RSS Okuyucum varken bu tür servislere neden gerek duyayım?

24eyes.com'u tanıtmaya geçmeden önce bu soruyu cevaplandırmak istiyorum. Aslında cevaplamak göründüğü gibi kolay değil. Çünkü bu tür servislerin görevini RSS okuyucularımız yapmakta iken bu servisleri kullanmanın kesinlikle daha avantajlı olduğunu söylemek gerçekçi değil. Fakat RSS okuyucumuza bu servislerin veritabanındaki kadar siteyi eklemek hiç te akıllıca olmasa gerek. İşte bu noktada bu servisler can simiti görevini görüyor.

Örnek vererek bu konuya açıklık getireyim. Farzedelim ki bir blog yazarısınız ve doğal olarakta onlarca blogu RSS okuyucunuz ile takip ediyorsunuz. Bu kadar içerik ile bile uğraşmak zorken bunların yanına günlük olarak takip ettiğiniz gazete sitelerini eklemek işi çığrından çıkaracaktır. Düşünsenize günde onlarca defa yeni içerik ekleniyor bu sitelere. Belki RSS okuyucunuz bütünleşik özelliği sayesinde isteğe bağlı olarak seçtiğiniz sitenin yeni içeriğinden sizi haberdar etmeyebilir; böylece yeni ileti mesajlarından uzaklaşmış olursunuz. Peki bir çok sitedeki içeriği aynı ekranda ufak kutucuklar içinde görmek istemez misiniz?

Eğer RSS okuyucunuz bunları ve daha fazlasını yapıyorsa bu tür servisleri boş verin gitsin :-) Şaka şaka... Yazımı okuduktan sonra böyle bir servisin ne kadar faydalı olabileceğini net bir şekilde göreceksiniz ;-)

24eyes.com

Siteye girdiğiniz anda site hakkında bilgi veren bir ekran ile karşılaşacaksınız. Bu ekranı geçmek için "Start" bağlantısına tıklamanız yeterli. Şimdi açılan sayfada 8 kategori ve her kategoride 9 kutucuk göreceksiniz. Bu kutucuklarda önceden site veritabanına eklenmiş sitelerin içerikleri bulunmakta. Siz hem kategorileri yeniden isimlendirebilir hem de kutucuklar içindeki bulunan siteleri değiştirebilirsiniz.

24eyes.com'un Özellikleri

  • Sekmeler halinde istediğiniz kadar kategori ve içerik kutusu oluşturabilir ve kişiselleştirilebilirsiniz,

  • Hazırlamış olduğunuz panoyu diğer 24eyes.com kullanıcılarının kullanabilmesini sağlayabilirsiniz,

  • Sürükle-bırak sayesinde istediğiniz sitenin içerik kutusunu istediğiniz yere sürükleyebilirsiniz,

  • Onlarca site altında yüzlerce kategori bulunmakta (inceleyebildiğim kadarıyla sitelerin hepsi yabancı),

  • İstediğiniz bir sitedeki içeriği kaydedebilir, daha sonra menüden göz atabilirsiniz (bunu yapamak için her hangi bir yazıya tıklayıp içeriği görüntüleyin, içeriğin sonunda save bağlantısı bulunuyor. Bu bağlantıya tıklayarak içeriği kaydedebilirsiniz),

  • Besleme dizinlerinde (Blinks, Blodigger, Feedster gibi) anahtar kelime araması yaparak ilgili beslemeye ulaşabilirsiniz,

  • Veritabanında bulunan sitelerin besleme kaynaklarını dışa aktarabilir(.opml dosyası halinde-export etme) ya da sizde bulunan bir .opml dosyasını içe aktarabilirsiniz (import),


24eyes.com'da Blogküre

Menü Kullanımı

Neler yapabileceğimize göz attıktan sonra menü kullanımına geçelim. Burada, önemli gördüğüm menülerin yer aldığını belirtmek isterim.

1. Content
  • New Window: Yeni bir içerik kutusu oluşturabilmenizi sağlar. Kutucuk oluşturma talimatı verdikten sonra oluşan kutucuğu sayfada boş olan bir yere sürüklemeniz yeterli.

  • Open Feed: Herhangi bir içerik kutusuna tıkladıktan sonra bu menü sayesinde o kutucuk içinde görüntülenmesini istediğiniz sitenin RSS-atom kaynağını yazabilirsiniz.

  • Open Feed Catalog: Bu menü sayesinde veritabanında bulunan onlarca siteye göz atabilir, istediğiniz her hangi birini içerik kutusuna ekleyebilirsiniz.

  • Open Search Feed: Servisin özelliklerini anlatırken besleme dizinlerinde anahtar kelime aratarak besleme bulabileceğinizden bahsetmiştim. İşte bu menünün görevi bu.

  • My Clippings: Yine servisin özelliklerinde herhangi bir içeriği kaydedebileceğinizi söylemiştim. Kaydettiğiniz içerikleri görüntüleyebilmek için herhangi bir içerik kutusuna tıkladıktan sonra bu menüye basmak yeterli.

  • Find Tag: Var olan etiketleri kullanabileceğiniz gibi sizin girebileceğiniz bir etiket ile de arama yapabilirsiniz. Böylece o etikete sahip yazıları görüntüleyeceksiniz.
2.Layout
  • New Tab: Yeni bir kategori oluşturabilmek için sekme oluşturabilirsiniz.

  • Rename Tab: Seçtiğiniz sekmeye istediğiniz adı verebilirsiniz.

  • Email Tab: Seçtiğiniz bir kategoriyi bu menü ile dilediğiniz bir kişiye e-posta olarak atabilirsiniz, üstelik mesaj da yazabilirsiniz! (e-postanın spam kutusuna düşme ihtimali var, Mynet'te böyle oldu)

  • Share Tab: Oluşturduğunuz kategoriyi diğer 24.eyes.com kullanıcılarına sunabilirsiniz. Böylece Layout --> Find Dashboard menüsünü kullananlar sizin de sekmenizi görebilecek!

  • Find Dashboard: Paylaşılmış sekmeleri bulabilmenizi sağlar.
Bitirirken...

Umarım bu güzel servis işinize yarar. Ben dilim döndüğünce anlatmaya çalıştım.


Yazının devamını okuyun...>>

Ayna mı? Acun Firarda mı?

Hafta sonlarınında sabahları televizyon izlemeye bayılırım. Hele gün Pazar ise daha bir güzel olur. TRT 1'de Western kuşağı, CNBC-e'de çizgi filmler ve STV'de Ayna belgeseli benim alternatiflerimdir. Bu sabah ta kalklar kalkmaz televizyon karşısına geçtim ve açık olan (ufaklık benden önce kalkmış) CNBC-e'yi izlemeye koyuldum. Çok geçmeden sarmadığını görünce aklıma Ayna'yı izlemek geldi, ne de olsa her hafta sonu mutlaka var :-) Bugün ki programı izlerken keşke Acun Firarda da olsaydı diye iç geçirdim. Aslında bu benim ilk iç geçirmem değildi. Bir çok kez Acun Firarda mı yoksa Ayna mı diye düşünmüşümdür.

Acun FirardaAcun Firarda (*) programını izlerken bir çok insanın dilinden "adama bak; gezmediği ülke, görmediği güzel, yemediği nane kalmadı" cümleleri dökülmüştür. Her programında altın rengindeki kumsallarda uzanmış bikinili hatunları görmek programın rengine renk katıyordu doğrusu. Buna Acun'un fırlamalıkları da katılınca tadından yenmiyordu, tabi Acun'un, kameramanı Feridun'a takılmalarını da unutmamak gerek. Üstüne benim İngilizce konuşmaları çevirmeye çalışmam (ne de olsa basit cümlelerdi) eklenince benim için eğlenceli vakitler anlamına geliyordu.

Acun Firarda programı genellikle sahil ülkelerine ve tatil mekanlarına gidiyor, oralardaki gündüz ve gece yaşantısını görüntülüyordu. Ekranın baskın renkleri hep mavi olurdu :-) Deniz, deniz, deniz... Ben güzelim sahilleri görmekten ve Acun'un fırlamalıklarını izlemekten mutluydum, bir de sponsor firma için yaptığı oyunlar olmasaydı daha güzel olurdu.

Acun Firarda programı tam anlamıyla bir belgesel formatında mı bilemiyorum. Eğer bir programın belgesel olması için öğretici olması gerekiyorsa kesinlikle bir belgeseldi. Ama Ayna kadar belgesel olamadığı da gerçek. Hazır laf Ayna dan açılmışken ona geçelim.

Ayna ProgramıAyna programının en belirgin tarafını, genellikle Afrika ve Asya ülkelerinde çekim yapması ve yine genellikle Müslüman toplumlarını ekrana yansıtması olarak gösterebiliriz. Bir de bazı programlarda Fettullah Gülen cemaatinin yapmış olduğu okulları bastıra bastıra göstermeleri de var. Açıkcası aklım saralı beri cemiyet ve cemaat yaşantılarına karşıyımdır. Bunu özellikle belirtmek istedim ki Ayna programının bu propaganda kısmının beni ilgilendirmediğini bilin. Kökünde Türk kültürünün hiç duymadığımız ülkelere kadar gitmesi, oralarda Türkçe dilinin öğretilmesi güzel olsa da işin içine cemaat olgusu girince tedirgin olmamak elde değil.

Cemaat konusuna açıklık getirdikten sonra Ayna hakkındaki görüşlerime kaldığımız yerden devam edelim. Programın en güzel yanı gerçekten belgesel tadında olması. Her programda yeni şeyler öğrenebiliyorsunuz. Sitelerinde yazdığına göre bir çok ilke de imza atmışlar. İlkleri:

  • –60, -70 lerin yaşandığı Yakutistan’a ilk giden Türk televizyon ekibi,
  • Kenya’daki Osmanlı Kalesini, Moldova’daki serhat Kalesi Bender’i Türk seyircileri ilk Ayna programı aracılığıyla gördüler
  • Ayna yine Türk televizyonları arasında ilk kez dünyanın en derin -3777 metre- Madeni olan Güney Afrika’daki Savuka Altın Madenine indi,
  • 1931 yılında Bulgaristan’a hurda kağıt fiyatına satılan arşivleri Bulgar milli kütüphanesinde buldu ve akıbetlerini araştırdı,
  • Bosna-Hersek’te Hıristiyanların dinlerine, mallarına ve kiliselerine dokunulmaması ile ilgili Fatih’in Fermanını görüntüleyen ve bunu Türkiye’ye büyük bir gururla duyuran ilk program oldu.

Şimdiye kadar Ayna programının sitesine girmemiştim ama açıkcası içerik bakımından bayağı bir zengin. Keşke Acun Firarda programının da resmi bir sitesi olsaydı.

Ben aklıma gelenleri yazmaya çalıştım. Eminim bir çoğunuz Acun Ilıcalı ve Saim Orhan gibi dünyanın dört bir yanını gezmek istersiniz. Ben kaç defa "ah ulen onların yerinde olmak vardı" diye iç geçirdiğimi bilmiyorum :-)

Sizce hangisi? Yoksa ikisini karşılaştırmanın yanlış olduğunu mu düşünüyorsunuz?

(*):Resmi bir sitesi bulunmuyor.


Yazının devamını okuyun...>>

Son Yorumlar